Kapat

Uydurukça’ya Hayır, Dilimize Sahip Çıkalım!

Anasayfa
Eğitim Uydurukça’ya Hayır, Dilimize Sahip Çıkalım!

Son yıllarda yabancı diziler, filmler ve müziklerin bir hayli ilgi görmesiyle; ülkemizde İngilizce’nin kullanım alanı oldukça genişledi. Bu gelişmeye bağlı olarak toplumun her yanında yarı İngilizce yarı Türkçe kelimelerle konuşan,  ne olduğu belli olmayan bir dil ve adlandıramadığım bir topluluk ortaya çıktı.

Bu ortaya çıkan kasıntı topluluğa ve dillerine bir isim koymak istedim fakat bulamadım. Ama nihayetinde, internette dolaşırken bir videoya denk geldim ve orada Bülent Eczacıbaşı’nın Marka 2016 etkinliğinde Gülse Birsel’e sunuculuk yaptırdığını gördüm. Etkinliğin içinde geçen konuşma çok hoşuma gitti. Bülent Eczacıbaşı kendi şirketlerinde, Türkçesi varken onun yerine yabancı kelime kullanan çalışanlarına kelime başına 5 TL ceza kesildiğini ve bunun yardım kuruluşlarına verildiğini söyledi. Aynı zamanda ortaya çıkan bu karışık, saçma olan, benimde hep koymak istediğim ama bulamadığım bir isim koydu; “UYDURUKÇA”.  Evet, gayet mantıklı; ne İngilizler anlıyor ne de Türkler, kendi aralarında bir uydurma…

İşte bu Uydurukçular, şuan da en çok iş hayatında, plazalarda kendilerini gösteriyorlar. Sadece bununla da kalmıyor iki yabancı dizi izleyen gençler, akademisyenler, okullara uğramayıp sağda solda para karşılığında seminer veren profesörlerde olabiliyor. Burada espiri yapmak amacıyla replik kullananları kastetmiyorum tabii ki. Örneklerle açıklayacak olursak;

Kopyala-Yapıştır yerine “Copy-Paste yap”

Buluşma nasıldı? yerine  “Date’in nasıldı?”

Kontrol et yerine “check et”

Paylaşmak yerine “share”

Kendini yenile yerine “Update ol”  …

İşin komik yanı bunu yapan Uydurukçular; karşısındaki kişi kendisine anlamsızca bakınca, ekşiyen bir yüz ifadesiyle bunları bilmiyor musun? imasında bulunuyor. En çok hoşuma giden noktada bu oluyor zaten kendilerini böyle yaparak, donanımlı gözüküyor zannetmeleri. 🙂

Burada anlatmadan geçemeyeceğim bir günlük staj maceram var (neden bir gün diye soracak olursanız, ortamı gördükten sonra ikinci gün bıraktım zaten). İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesindeki bir Profesör İstanbul-Bebek’te, yurt dışında üniversite okumak isteyen başarılı ve maddi durumu iyi olan  öğrenciler için danışmanlık hizmeti veren bir kurum açmıştı. Bende orada staja başladım. Profesör,Hoca diye tabir ettiğimiz insan; bana “şu bilgileri Copy-Paste et” dedi. Bende bilinçli olarak yüzüne anlamsızca bakınca kendisi bana yüz ekşiterek bakıp, Türkçesini açıklamıştı. Zaten orada birbirimize hiç ısınmamıştık. Sonrasında orada telefonla konuşan bir eğitimcinin, öğrencisine telefonda; ders tarihin beş kasım yerine “beş november” demesiyle ne kadar da yapmacık bir ortamda olduğumu anlayıp, bir daha gitmeme kararımı almıştım zaten. Ya da üniversitedeki hocalarımızın, kitabın birinci bölümü yerine birinci chapter’ı demesi ve bunun üzerine çok sevdiğim bir hocama ” hocam chapter derken?” diye tepki vermem de unutamadığım örneklerden.

Bu uydurukçular böyle yapınca bizlerin; “aa! bu insanlar muhteşem İngilizce bilgisine sahip hatta o kadar ki, arada kafası karışıp Türkçeyi unutuyor” falan diye düşündüğümüzü sanıyorlar galiba. Ama birikimli,donanımlı (entelektüel) olma çabasından ibaret olduğunu hepimiz biliyoruz. Aslında bu noktada TDK’nın da bazı suçları var; Türkçeye giren kelimelere hemen karşılık bulmaması, geç kalınması, ya da mantıklı karşılıklar bulunmaması diyebiliriz.

Burada Dünya’ya “selfie” diye yayılan ve dilimize “özçekim” diye çevrilen sözcük iyi bir örnek olabilir, diğer kelimelere de makul karşılıkların hemen bulunması açısından. Eğer öz eleştiri yapacak olursak;  bizlerde de Türkçeye, dilimize sahip çıkma bilincinin oluşması lazım.

İşin en üzücü boyutu ise; Türkçe kelimeler yerine yapmacık bir şekilde İngilizce kelimeleri seçen “uydurukçuların” kendilerinden umutla yenilikler beklenen, iş hayatındaki başarılı plaza insanlarının, üniversite öğrencilerinin, akademisyenlerin ve profesörlerin olması. Evet, üzücü. Çünkü toplumumuzun tahsilli, okumuş diye tabir ettiğimiz kesiminin içinde böyle ucuz hareketleri yapanların olması; maalesef  toplumdaki okumuş kesimin seviyesinin de, ne denli düşük olduğunu somut bir şekilde ortaya seriyor.

Gülse Birsel ve Bülent Eczacıbaşı’nı bu konuya dikkat çekmeleri sebebiyle takdir ediyorum. Anlattığım düşüncelerimin daha iyi anlaşılması adına, linkteki videoyu izlemenizi öneririm.

 

Melih KÖSEOĞLU

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir