1. Ana Sayfa
  2. Kültür & Sanat
  3. Türk Okçuluğu

Türk Okçuluğu

Türk Okçuluğu

Türk okçuluğunun Osmanlı dönemi ile alakalı olarak belirtilmesi gereken ilk tespit ok, yay ve onunla bağlantılı öğelerin, daha önceki Türk devletleri ve topluluklarının yaşamları için vazgeçilmez bir unsur olması durumunun Osmanlılar döneminde de devam ettiğidir. Bununla beraber ifade edilmelidir ki, Osmanlı Devleti’nin uzun süren yaşamı boyunca dünyada yaşanan askeri, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel değişikliklerin doğal olarak etkisinde kalması neticesinde okçuluğun da hem işlevsel anlamda hem de toplumsal olarak algılanıp sosyo-kültürel hayattaki yerinin tayin edilmesinde farklılıklar yaşanmıştır. Burada ifade edilmesi gereken durum, yaklaşık 17. yüzyılın sonlarından itibaren ateşli silahların giderek yaygınlaşması sonucunda, ok ve yayın birer savaş aleti olma durumunun zamanla içerisinde manevi ve simgesel anlamlar barındıran bir spor dalının aletleri haline gelmiş olmalarıdır. Bu bağlamda okçuluğun Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yaklaşık 17. yüzyılın sonlarına kadar hem askeri hem de spor faaliyetleri noktasındaki iki fonksiyonunu da muhafaza ettiği, daha sonraki süreçte ise sadece bir spor faaliyeti halinde varlığına devam ettiği söylenebilir.

Okçuluğun Osmanlı Devleti ve toplumu içerisinde taşıdığı anlam ve işlevi açısından Türk toplumunun kültürel kodlarının bir gereği olarak oldukça önemli olduğu söylenebilir. “Asker millet” anlayışı çerçevesinde Osmanlı toplumunun bir şekilde okçulukla alakalı olduğu aşikârdır. Osmanlı coğrafyasında bulunan ok meydanları ve kapsadığı alan bakımından daha küçük olduğu tahmin edilen, okçuluk literatüründe bir atış çeşidi olan “kabak atışı”ndan mülhem “kabak meydanları”nın yaygınlığı toplumun okçuluğa olan ilgi ve alakasını ispatlar niteliktedir.

Osmanlı coğrafyası göz önüne alındığında halkın spor faaliyetlerini sürdürdüğü ve aynı zamanda askeri tâlimlerin de yapıldığı bu meydanların sayısının oldukça fazla olduğu söylenebilir. Askeri anlamda ise Osmanlı Devleti’nin kısa sürede bir beylikten üç kıtaya hükmetmesini sağlayan güce erişmesinde büyük etkisi bulunan askeri başarılarda Osmanlı okçu birliklerinin önemi oldukça büyüktür. Bununla beraber, yapılan araştırmalarda okçuluğun Osmanlı Devleti’nin askeri başarılarındaki önemi üzerinde yeterince durulmadığı anlaşılmaktadır. Fakat burada kısaca ifade edilmelidir ki, kabaca 17. yüzyılın sonlarından itibaren ateşli silahların savaş alanlarında daha önceki dönemlere oranla çok daha işlevsel hale gelmeye başlamasından önce okçu birlikleri Osmanlı askeri teşkilatının oldukça önemli bir parçasını teşkil etmekteydi. Bu ifadelerin kanıtı ise Osmanlı Devleti’nin girişmiş olduğu askeri mücadeleler içerisinde ok ve yay tedariki ile ok ve yay kullanmayı bilenlerin orduya intikalinin sağlanmasına dair erken dönem Osmanlı arşiv vesikalarının önemli bir parçasını teşkil eden mühimme defterleri gibi arşiv kaynakları ve dönemin müverrihlerinin kayıtlarıdır.

Bu bilgi kaynaklarının yanında Yıldırım Bâyezid (1360-1403) döneminde oluşturulduğu ifade edilen 60, 61, 62 ve 63’üncü Solak namıyla maruf Yeniçeri ortalarının hususi olarak hükümdarı korumakla görevlendirilmiş okçu birlikleri olduğu da ifade edilmelidir. Ok ve yayın Osmanlı devleti için askeri mânâdaki ehemmiyetini ifade eden bir diğer kaynak ise belirtildiği üzere dönemin müverrihlerinin kayıtlarıdır. Bu duruma bir misal vermek gerekirse, Osmanlı Tarihi araştırmalarına 15. ve 16. yüzyıllar için oldukça önemli bir kaynağı teşkil eden Mehmed Neşrî’nin Kitâb-ı Cihân-nümâ adlı eserindeki bir kale kuşatmasına dair düştüğü kayıt oldukça dikkat çekicidir. Neşrî, mezkûr kale kuşatması için “askerler durup, silahlanıp, metrisler kurup kaleye öylesine bir tîr-i bâran ettiler ki anlatılmaz… Kale halkı cenk etmek bir yana, ok korkusundan her biri kirpi gibi büzüşüp kaldılar” ifadelerini kullanmıştır.  Bu ifadeler ve daha birçoğu, dönem müverrihlerinin kayıtlarından okun savaş sahalarındaki kullanımına dair bir çerçeve çizmemize olanak sağlamaktadır.

 

 

Cihat ŞEN

Yorum Yap

Yazar Hakkında

İstabul'da 1997 de doğdum . İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 'nde okuyorum . El sanatlarıyla ve müzikle alakadarım. Gitar çalmayı biliyorum , genelde boş zamanım bununla geçiyor.

Yorum Yap