Kapat

Sosyoloji-Ekonomi-Politika

Anasayfa
Ekonomi Sosyoloji-Ekonomi-Politika
Okuma Süresi:4 dakika

Sosyal, ekonomik ve politik unsurlar arasında bir ilişki vardır. Bu değerler arasındaki ilişki bazı yerlerde sarmal yapıda bazı yerlerde ise müşterek yapıdadır. Yani sosyal faktörler ekonomiyi o da politikayı etkiler gibi.. İstanbul, üzerinde taşıdığı tarihi birikim, politik önem ve bizim çalışmamızın dinamikleri olan sosyal ekonomik ve politik faktörleri bünyesinde barındırması sebebiyle örneklerden sık sık istifade ettiğimiz bir şehir olmuştur. Dışarı çıkıp temaşa ettiğimizde bir tarafta yüksek gösterişli binaları/plazaları, diğer tarafta fabrika/üretim haneleri görürüz. Aynı zamanda yolda yürürken acaba bir sahabe/evliya efendimizi çiğniyor muyuz, acaba bastığımız yerde bir tarihi eseri paramparça ediyor muyuz diye tedirginlik duyarız. İstanbul bu açıdan -hayatın bütün dinamiklerine ev sahipliği yapması bakımından- böylesi bir yazıda ölçek şehir olmuştur.

İnsanlar ve insanların inşa ettikleri yapılar ‘’sosyo’’yu oluşturur. Lewis Mumford’un  ‘’Her nesil, inşa ettikleri binaya biyografisini yazar’’ sözü de bu ifadeyi destekler niteliktedir. Onun için bizde sosyo nun içine eski medeniyetlerin eserlerini dâhil ettik ve onlar üzerinden çıkarımda bulunmaya çalıştık.

Bir Anadolu dediğimiz zaman akla Hitit, Roma, Selçuklu, Osmanlı ve daha niceleri gelir. Bu devletleri medeniyetler mi var etmiştir, yoksa bu medeniyetleri bu devletler mi meydana getirmiştir? Yani bu sosyo-politik karşılaştırmada hangi tarafın bağımlı ve bağımsız değişken olduğu tartışılır. Profesör Davutoğlu da bir kitabında özne-nesne şehirler ayrımından bahseder. Bu ayrımın net bir şekilde yapılamayacağını o da ifade etmiştir.

Osmanlı Devleti en güçlü olduğu zamanlarda Topkapı sarayını yaptırmış, daha az güçlü olduğu zamanda ise Dolmabahçe sarayını yaptırmıştır. Topkapı sarayı bir mesire alanının içine inşa edilmiş mütevazı bir yapıdayken Dolmabahçe tam denize sıfır daha görkemli bir yapıdır. En güçlü oldukları dönemde güce ihtiyaç duymayıp daha mütevazı, gücü biraz kaybettikleri zamanda ihtişama ihtiyaç duyup görkemli bir yapı yapmaları politika-sosyo arasında bağı ortaya koyuyor. Şimdi konuyu bir başka boyutta tartışalım:

İstanbul’da bir sürü tarihi yerler var, kadim medeniyetlerin mirası var. Bütün tarihi yerleri ve önem arz eden mekanları satranç tahtasının üzerinden piyonları kaldırır gibi kaldırırsanız ortaya çırılçıplak bir İstanbul çıkar. Yerli/yabancı insanların bir tür gelme sebebidir bu mekanlar. Onlar sayesinde turizm tavan yapıyor ve o insanların ihtiyaçlarını karşılamak için üretim artıyor ve ülkenin ciddi anlamda politik perspektifte önemi artıyor. Ayrıca bu da birçok yabancı turistin İstanbul’u Başkent olarak bilmelerine sebep oluyor. Tarihteki sosyolojik değerlerin önce insanların o mekanlara teveccühünün artmasına ardından ekonomik hareketlilik yaratmasına ve oradan da insanlar arasında değerinin yükselmesine uzanan bir ilişki..

Osmanlı Devleti ‘’ İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’’ geleneğini sürdürerek 600 yıl boyunca hüküm sürdü. Gittikleri yerlerde sosyal değerlere çok ehemmiyet verdiler. Halkın en küçük örgüt tipi olan mahalleleri inanç ve mahremiyet esası üzerine kurdular ki farklı yaşamlara sahip insanlar arasında çatışmalar çıkmasın. Halk içindeki bu huzuru temin ettiler ki, bu huzur da onları yönetim de huzurlu kıldı. Fatih Sultan Mehmet yönetimi İstanbul’u fethettikten sonra imar faaliyetlerine başlaması boşuna değildi. Dolayısıyla insanı yaşattılar ki devletleri de yaşadı..

Ayriyeten sosyo-politika da şunu da ifade etmek gerekir ki sosyal işler (ve tarih)  politikayı besler. Dünyanın neresinde olursa olsun bütün hükumetler yaptıkları yarışlarda yaptıkları ve yapacakları sosyal inşaları referans gösterirler. Yani insan yaşamında gerekli olan bütün imar faaliyetleri onların politik düzeyde değerini artırır. Tabii bunları oluşturmak da ekonomik güç gerektirir. Eğer ülkenin ekonomik gücü yoksa bu tarz işleri de yapamaz ve gruplar yönetim yarışlarında bulunamazlar. Tarihin politikayı beslemesine ek örnek olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransuvaya gönderdiği mektuptaki ‘’.. Sultan Beyazıt Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleymanım…’’ ifadesindeki atalarının büyüklükleriyle siyaseten üstünlük kurmaya çalışmasını örneğini gösterebiliriz. Çünkü Sultan Süleyman mektupta atalarının isimlerini sayarak şüphesiz o dönemde onların yaptıkları icraatları kendisine referans alarak politik cümleler kurmuştur. Bir nevi hükümdar tarihten beslenmiştir.

Ekonomik anlamda etki yaratacak bir gücünüz olmazsa ya da sermaye sahiplerinin yanına nüfuz etmemişseniz siyaseten de pek güçlü olamazsınız. Zira artık kabul gören görüşe göre dünyayı devletler değil, şirketler yönetmektedir. 19.yy’da kapitalizmin sanayi boyutuyla sermayenin, yönetim mührünü eline almış olması bu sistemi başlatmıştır. Onun için şu anda cephe değil, ticaret savaşları vardır. İşte eko- bu karşılaştırmalarda da olduğu gibi her şeyin temelinde vardır.

Tarihteki farklı devletler ve medeniyetler İstanbul’a neden sahip olmak istedi? İstanbul’a sahip olan onun ihtiva ettiği mükemmel tarihi miraslara da ve kültürel birikmişliğe de sahip olacaktı. Ona sahip olan Doğu ve Batı arasındaki etkileşim noktasına, ticaret ağlarına, denizlere, yani paraya sahip olacaktı.

Görüldüğü gibi sosyal, ekonomik ve politik değerler birbirinden farklı dinamiklermiş gibi gözükse de esasında hepsi birbirini etkiler ve birbirinden doğar.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir