Kitap

Özgürlük Hapishanesi

Özgürlük Kitabının İncelenmesi

Michael Ende‘den okuduğum ikinci kitap olan ve 8 küçük hikâyeden oluşan eser olan Özgürlük Hapishanesi sizi içinde bulunduğunuz sınırlı dünyadan sınırsız dünyaya yani düşler dünyanıza götürüyor. Ancak bazen öyle oluyor ki; kitabı okuduğunuzda yer yer okuduğunuz hikâyenin gerçekte yaşanmış olup olmadığını sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Bana sorarsanız bunun en büyük sebebi yazarın bazı hikâyelerinde kendi yaşadığı bir olayı bir anısını anlatıyormuşçasına yazmasından ve yani hikâyelerde kendine yer vermesinden kaynaklanıyor. Sanki yazar gerçek olmayan, hayal ürünü hikâyelerinin arasına yaşadığı birkaç olayı sıkıştırıp “Bunların hiçbiri gerçek değil sadece basit birkaç hikâye.” dermişçesine bir izlenime kaptırtıyor bizleri.

Özellikle -bir hayranının başından geçen bir olayı mektupla anlattığı- “Varoştaki Ev” adlı hikâyesinde ben bir an böyle bir yer var mı diye düşünmedim değil. Hatta hem kitabın ön sözüne baktım hem de internetten, acaba insanlar bu konuda ne düşünüyor diye yorumlarını da okudum.

 

Michael Ende Özgürlük Hapishanesi

Özgürlük Hapishanesi Kitabının Ön İncelemesi

Kitabı okurken yazarın her hikâyesinden bizlere bambaşka mesajlar verme amacıyla yazdığının kokusunu alıyorsunuz. Sonuçta yazarımız Michael Ende ise bunlar sadece basit, okuyup geçmelik hikâyeler olmamalı.(Yazarın diğer eserlerinde de bu böyle.) Eğer ilginiz çekerse Momo, Dilek Şurubu ve Bitmeyecek Öykü gibi eserlerinde de yazarın bu tutumuna şahit olacaksınız. Kitabın kapağına ya da sadece birkaç sayfasına baktığınızda çocuk kitabı gibi gelebilir. Ama aslında yazarında bizzat dediği gibi “Kendi içimdeki ve içinizdeki 8 ve 80 yaş aralığında olan çocuğa yazdım hikâyelerimi.”sözünden de bizim söyleyişimizle 7’den 70’e herkese hitap ettiğini göreceksiniz. Tabi bu kitap biraz istisna gibi çünkü Özgürlük Hapishanesi biraz daha ağır bir dille yazılmış diğer eserlerine nazaran… Tabi herkes bu mesajları kendince, sezgisel olarak hisseder ve herkesin bakış açısı aynı olmayacağından farklı sonuçlara ulaşabilir. Çünkü hikâyelerin çoğunda net bir sonuç yok. Yazar hikâyelerin sonuç kısmında boşluklar bırakıyor ve orayı da bizim doldurmamızı istiyor.

 

Eserde birbirinden farklı hikâyeler olduğu için her hikâyede farklı ögeler konu oluyor. Yani kimisinde bir imtihan kimisinde sabır kimisinde ise gizemle karşılaşıyorsunuz. Yer yer melankolik bir havaya kapılsanız da, içiniz hafiften kararsa da yine de hikâyelerin bitmemesini istiyorsunuz. Aslında benim bu eserde canımı sıkan da bu oldu biraz. Yani evet net bir sonunun olmaması kitap için farklı bir albeni oluştursa da, keşke hikâyelerin net bir sonu olsaydı da hikâyelerin kahramanlarına ne olduğunu tam olarak öğrenseydim diyorum. Bu yüzden bitmemesini istiyorum. Ama diyecek pek bir şey yok bu da yazarın tercihi ve takdiri.

 

Yine kitabı okurken göreceksiniz ki yazar sadece belli bir kesimi ilgilendiren veya belli bir mekânda geçen değil, herkesi ilgilendirecek ve dünyanın dört bir yanını mekan seçerek hikayelerini anlatıyor. Bir bakmışsınız kendinizi Victoria Dönemi İngilteresi’nde bir bakmışsınız günümüz Roma’sında bir bakmışsınız Venedik’te oradan Hindikuş Dağı’nda oradan da Hristiyan dünyası ve İslam dünyasında bulmuşsunuz kendinizi. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Özellikle yaşamının bir bölümünü İtalya’da geçiren yazar hikâyelerinde -İtalya’dan çok etkilenmiş olması gerek- mekan olarak bolca(2-3) İtalya’yı seçiyor. Ve İtalya’yı ve özellikle Roma’yı açık bir biçimde sihirli, büyüleyici ve gizemli bulduğunu söylersem yanlış olmaz. Ve şunu da ekliyor ki bence bunu sadece Romalılar veya İtalyanlar için değil, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali tüm insanlık için söylüyor ve genel olarak insanların zihninin bulanık olduğunu, monoton, mutsuz ve fazlasıyla robotik olduklarını düşünüyor. Tabi yazarın böyle düşünmesine iten sebebi ise bulmak siz okurlara düşüyor. Ama korkmayın tek bir cevabı yok bunun bence o yüzden her cevap kendince doğrudur dersek yanlış olmaz bence.

 

Son olarak şunu söyleyebilirim ki bence yazarımızın genel olarak vermek istediği mesaj: İçinde bulunduğumuz dünyaya aldanmamamız gerektiği hayallerimiz ne olursa olsun onlara koşmamız gerektiği ama hiç pes etmememiz gerektiğini çünkü pes edersek sistemin bizi yerle bir edip yıldıracağını söylüyor ayrıca bir şeyin imkansız olup olmadığını ancak dar kalıplardan ve önyargılardan kurtulduğumuzda gerçekten keşfedebileceğimizi yer yer ağır yer yer sade ve akıcı bir dille anlattığını söyleyebilirim. İnşallah eser hakkında yazdığım bu yazıda sizleri bir nebze de olsa tatmin etmişimdir. Her zaman hayal ettiklerinizi elde etmeniz dileğiyle…

 

Ayrıca diğer kitap Alex Ferguson Hayat Hikayem‘den bahsettim. Bu kitap hakkında bilgi almanızı kesinlikle öneririm. youngcorners.com/alex-ferguson-hayat-hikayem/ bağlantısından ulaşabilirsiniz.

ABDULLAH ERDEM

İstanbul doğumluyum ve İstanbul’da ikamet etmekteyim. Aslen Siirtliyim. Ortaokul ve liseyi İstanbul’da özel bir okulda tamamladım. Şuan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 2. Sınıf öğrencisi olup aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ÇAP yapmaktayım. Boş zamanımı şarkı söyleyerek, seyahat ederek ve konsol oyunlarıyla geçiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı