Kapat

Macaristan’ın Köklü Tarihi Üzerine

Anasayfa
Genel Macaristan’ın Köklü Tarihi Üzerine

Orta Avrupa’nın incisi Macaristan ülkesinin nüfusunun büyük bir çoğunluğunu Macarlar oluşturur. Diğer etnik gruplar ise Romanlar, Almanlar, Rumenler, Slovenler’dir. Macarların kökenlerine bakacak olursak 2 ana kavimden oluşmaktadırlar: Fin-Ugorlar ve Hunlar. Fin-Ugor kavminin ana yurdu günümüz Rusya’sının sınırları içerisinde olan Volga nehri ile Ural Dağları arasında kalan bölgedir. Bir diğer kavim olan Hunlar, Avrupa Hun İmparatorluğu hükümdarı Attila önderliğinde 5.yy’da Aquincum(Budapeşte)’yi ele geçirdi. Fin-Ugor ve Hunların karışmasıyla ‘’Macarlar’’ denen göçebe bir kabile ortaya çıktı. Bu kabile 9.yy’da Ural Dağları’nın doğusundaki yurtlarını terk edip Bugünkü Macaristan ülkesine göç ettiler. Milattan sonra 1000 yılının simgesel Noel gününde Macarların önderi Prens Geza Hristiyanlığı kabul etti ve oğlu İstvan (Aziz İstvan) Macaristan’ın ilk kralı olarak taç giydiğinde Macarlar denilen milliyet yeni dinin etkisiyle milli kimliklerini oluşturdular. Başkent Budapeşte’nin ortasından geçen şehri iki yakaya ayıran Tuna Nehri, Avrupa’nın Volga Nehri’nden sonra en uzun 2. Nehridir. Çok erken dönemde 1873 yılında ortaya çıkan Budapeşte kenti birbirlerinden uzak 3 farklı şehrin birleşmesiyle oluşmaktadır. Tuna’nın batı kıyısında bulunan Buda, doğu kıyısında bulunan Peşte ve Hun Hükümdarı Attila’nın Avrupa Sefer’inde ona eşlik eden askerlerinin Tuna’nın batı kıyısındaki toprakları ele geçirdikten sonra kurdukları Obuda(Eski Buda) şehirlerinden oluşmaktadır. Tuna Nehri başkenti iki yakaya böldüğü gibi tüm ülkeyi de iki parçaya ayırır. Tuna nehri Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletine bağlı olan Kara Orman Bölgesi’nden doğup Doğu istikametinde 2860 km yol kat ettikten sonra iki kol halinde Romanya’dan Karadeniz’e dökülür.

(1.) Orta Avrupa’nın şah damarı olan bu nehir geçtiği hattın üstünde bulunan ülkelerin başkentleri hep Tuna’nın etrafında kurulmuşlardır. Tuna Nehri orta Avrupa açısından önemli olduğu kadar Türk tarihi açısından da önem teşkil eder. Destanlara konu olan bu devasa nehir, Türklerin belleklerinde çok mühim bir yer edinmiştir. Geçmişten günümüze birçok şair ve yazar eserlerinde Tuna’ya atıfta bulunmuşlardır. Örneğin Cumhuriyet dönemi şairlerinin önde gelen isimlerinden olan Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘’Akıncılar Şiir’inde’’ şöyle bir dize vardır:’’ Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle’’. İnsanlar Tuna’ya olan hasretlerini dile getirmek için müzikli eserler oluşturmuşlar. Bunun en güzel örneği bir Rumeli türküsü olan ‘’Tuna Nehri Akmam Diyor’’ dur. ‘’Tanrının kırbacı’’ lakaplı Attila’dan bin küsur sene sonra Macaristan üzerine seferler düzenleyen Kanuni devrinde, 1526 yılında gerçekleşen Mohaç Meydan Muharebesi’nde Osmanlı ordularıyla, bayraklarında 3 başlı kartal figürü bulunan Şanlı Macar orduları karşı karşıya geldi.2 saat süren muharebede Osmanlı orduları Macar Kraliyet ordusunu bozguna uğrattı. Savaş esnasında Macar ordusunun büyük bir bölümüyle beraber Macar Kralı II. Lajos da hayatını kaybetti. Savaş neticesinde Osmanlı Macaristan topraklarının çoğunluğunu ele geçirdi. Osmanlı bu topraklarda 1699’da imzalanan Karlofça Antlaşması’na kadar hâkimiyet sağlayabildi. Macaristan coğrafi konumu itibariyle Kıta Avrupası batı uygarlıklarıyla Osmanlı İmparatorluğu arasında tampon bölgeydi. Osmanlı’nın bu tampon bölgeyi fethetmesi sonucu Batı Avrupa’daki krallıklar sınırlarında beliren Osmanlı tehdidine karşı kendi aralarında yaptıkları mezhepsel çatışmalara ara vermek zorunda kaldılar. Kanuni ile birlikte sefere katılan ona akıl hocalığı yapan Gül Baba’nın türbesi hala Budapeşte’nin tepelerinden Gültepe’de yatmaktadır.

(2.) Gül Baba’nın isminin kaynağı kavuğuna devamlı gül takarmış bundan dolayı Gül baba olarak anılırmış. Gül baba aynı zamanda devlete faydalı memurlar yetiştirmek amaçlı kurulan Galata Saray’ın kurucusudur. Gül Baba’nın istirahat ettiği yer gibi, birçok tarihi mekân Tuna’yı kuş bakışı gören tepelik bölgelerde konuşlanmakta. Yapıldığı dönemden bugüne kadar mimari yapısı bakımından hiç bozulmadan kalan Kraliyet sarayı, eski Buda’da(Obuda)’da mevzilenmiş olan bu yapı, inşasının ilk safhalarında Buda kalesi olarak tasarlanmasına rağmen yapımı bittikten sonra kale olamayacak kadar görkemli olduğunun kanısına varan Macar Kralı Matyas tarafından 1400’lerde saraya çevrilmiştir. Kraliyet Sarayı’nın aksine uzun yıllar boyunca Macaristan’ın payitahtını savunma amacıyla hizmet vermiş olan Estergon kalesi, Macarların tabiriyle Esztergom, Tuna Kıvrımındaki önemli yerleşim birimlerinin sonuncusu olan Esztergom kasabasında kurulmuştur.

(3.) Tuna Nehir ‘inden 20 kilometre daha yukarıda bulunan Esztergom kasabası aynı zamanda Macarların dinsel merkezi konumundadır. Aziz İstvan’ın doğum yeri olan bu kasaba , Macarların ilk başkenti olma özelliğini taşımaktadır. Ülkenin en büyük kilisesi olan Yüksek Bazilika ,  İstvan’ın 1000 yılında Macaristan’ın ilk kralı olarak taç giydiği 11. Yüzyıl kilisesinin yerinde, Esztergom kasabasında durmaktadır. İsmini bulunduğu coğrafi konumdan alan Estergon (Esztergom) Kalesi Osmanlılar tarafından 1543 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında fethedilmiştir. Kalenin bulunduğu bölge bir sancakbeyliği haline getirilerek Budin(Buda) Beylerbeyliğine bağlandı. 1594 yılına kadar kesintisiz Osmanlı hâkimiyetinde olan bu kale, 1594 yılın’ da Alman, Leh ve Venediklilerden oluşan karma bir ordu tarafından kuşatıldı. Bu kuşatmada Osmanlı ordusuna mensup askerler düşman birliklerine karşı sayıca çok küçük olmalarına rağmen büyük bir direnç gösterdiler. Kuşatma esnasında kalede bulunan Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Anadolu Beylerbeyi Sokulluzade Lala Mehmed Paşa’nın kumandanlığı altında kaleyi savunan Osmanlı askerleri kanlarının son damlasına kadar savaştılar. Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevi tarafından kaydedilen bu cesaretli savunma Estergon Kalesi türküsüyle Türk belleklerine yerleşmiş önemli bir tarihi olaydır. Kale Osmanlılar tarafından kuşatılarak 1605 yılında tekrar alındı. Kale bu tarihten sonra 78 yıl daha Osmanlıların elinde kaldı. 1683 yılında 2. Viyana kuşatmasının hezimetinden sonra güç kaybeden Osmanlı ordusuna karşı Avrupa Devletleri arasında oluşturulan ‘’Kutsal İttifak’’ adı altında Osmanlı ‘ya karşı bir taarruz gerçekleştirildi. Bunun akıbetinde Macaristan’ın büyük bir bölümüyle Osmanlıların canla başla yıllarca savunduğu Estergon kalesi de yitirilmiş oldu. Evet, Ben bu güzel ülkeye 2010 yılında gitme fırsatı buldum. Bu yazım, gezi yazısından daha çok tarih alanında yazılmış bir metindir. Kaynaklardan edindiğim bilgileri kendi kafamda derleyip en azından kaynaklardan alıntı yapmadan kendi cümlelerimle size aktarmak istedim. Bu uzun yazının altında şahsi gözlemlerimden süzdüğüm tavsiyeleri bir gün yolunuz Macaristan’a düşer ümidiyle sizlerle paylaşmak isterim. Sizlere vereceğim ilk tavsiye Budapeşte’yi boydan boya gezebileceğiniz Tuna ‘da bir tekne turu yapmanızdır. İkinci olarak Macarların geleneksel mutfağına değineceğim. Macarlarda bizim gibi Etobur bir millettir. Macar düzlüklerinde bereketli otlarla beslenmiş büyükbaş hayvanların etlerinden yapılan yemekler Macar mutfağının bel kemiğini oluşturuyor. Özellikle bu et yemeklerinin arasından Macarca sığır, dana güden kişi anlamına gelen Gulyás ( Gulaş) yemeğini yeme fırsatını buldum. Bu yemeği şehrin dışında taşra kısmına doğru giden otoyolların kenarında bulunan lokantalarda yemenizi tavsiye ederim. Hem şehre göre daha hesaplı olan bu lokantalar, meslek sırrı mıdır bilmem ama yapan kişiler köylük yerlerde yaşayan insanlar olduğu için geleneksel yöntemlerle yapıyorlar, bu da eşsiz bir lezzet ortaya çıkarıyor. Unutmayalım Macar milleti Türklerin tarihinin en can alıcı anlarında sahneye çıkmışlardır. Şu an içinde bulunduğum, doğduğum büyüdüğüm şehir olan İstanbul’ un fethedilmesinin önünü açan hadiselerin başında gelen tasarımını bizzat Fatih Sultan Mehmet’in yaptığı Şahi toplarını ete kemiğe büründüren demir ustası ‘’Urban’’ bir Macar’dı. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra temennim umarım sizlere faydalı bilgiler paylaşmışımdır. Başka yazılarla buluşmak ümidiyle…

 

-BUĞRA ÖZİŞ

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir