1. Ana Sayfa
  2. Röportajlar
  3. Faik Tunay İle Röportaj

Faik Tunay İle Röportaj

Faik Tunay İle Röportaj
1

Faik bey, öncelikle size bir konuda teşekkür etmek istiyoruz. Sizin katıldığınız bir radyo programını dinlerken orada kullandığınız bir cümle; tamda bizim www.youngcorners.com’a slogan aradığımız dönemde, bize ilham kaynağı oldu. Size bu desteğinizden dolayı teşekkür ediyoruz.

-Sizin “Gençler Bizim Geleceğimiz Değil, Bugünümüz” ifadesini kullanmanızdaki etkenler nelerdir?

Ben bu ifadeyi ilk olarak Gençlik ve Spor Bakanlığının bir organizasyonunda kullanmıştım. O zamanlar Sn. Suat KILIÇ gençlik bakanıydı; sabah ki kısımda o konuşmuştu, öğleden sonra da ben konuşmuştum. İçeride tüm Üniversitelerden gelen temsilciler vardı, Türkiye’nin 81 İlinden. Ankara’daki salonda yaklaşık olarak 600-700 kişi vardı. Orada kurdum Bu cümleyi baktım herkes not olarak almış.

Yani “Gençler Bizim Geleceğimiz” çok sahtekâr bir cümle, onu kullananı hemen düzeltin “Ne Gençliği Kardeşim? 20 sene sonra benim de gençliğim bitiyor. Yalan, Kandırmaca,

Siz bekleyin biz size döneceğiz… “Gençler Bizim Geleceğimiz” tabirine kesinlikle katılmıyorum, Asıl olan; “Gençler Bizim Bugünümüz”

-Sizce gençler aktif siyasette yer almalı mı?

Kesinlikle almalı. Şöyle söyleyeyim; hep tekrarladığım bir husus, Türkiye’de nüfus 80 milyon; nüfusun yarısı 35 yaşın altında, yaş ortalamamızda 29,8 şimdi düşünebiliyor musunuz? Bir ülke nüfusunun yarısının yaşı 35’in altında; yaş ortalaması 29,8 olan bir ülkenin, meclisinin yaş ortalaması elli yedi. Çok ayıp bir şey, Mecliste de 35 yaşın altında olan kişi sayısı 10-15’i geçmez. Böyle bir mantıksızlık olamaz. Yani, bu toplum her zaman gençlerden korkmuş. Trabzon’daki ebeveyn de korkmuş, Mersin’deki de korkmuş, Ağrı’daki de korkmuş…

Aslında biraz toplumu da anlamaya çalışıyorum. Nedeni de bence şu; bu yaşanan darbeler insanları hep korkutmuş, kimse çocuğunun siyasete girmesini istememiş. Birde hatırlayalım, biz o zaman dünyada yoktuk ama 80 darbesi öncesi 70’li yıllarda sağ-sol çatışmaları üniversitelerde oldu ve aynı ailelerden kardeşler, birbirini sağ-sol mevzusu yüzünden öldürdü. O Yüzden gençlikte biraz daha asi, söz dinlemeyen, itaat etmeyen, buyruk almayan hava var, Türk toplumunda. Genç dedin mi? tamam. Sen bir sus, bir kenarda dur, havası var. Durum böyle olunca siyaset kurumu da sana fazla şans vermiyor. Şimdi yeni yeni biraz politikayla ilgilenen gençlerin sayısı arttı. Toparlamak gerekirse hem gençlerin kendi korkusu var; “ya nasıl olsa yapamam, girsem ne olacak? , onun çocuğu vekil olur, bunun yeğeni vekil olur…” Mantığı var.

Birde üstüne aileler de çocuklarının siyasete girmesini istemiyor. “Sakın ha! Başımıza dert alırsın, işimizi kaybederiz, gücümüzü kaybederiz, işte hapislere girersin.” Zamanında olmuş.

Bunların hepsi eklenince siyasetteki genç sayısı da bu kadar az oluyor. Seçilme yaşı 18’e düştü şimdi, bunun olumlu ivme yapacağını düşünüyorum. Bir anda mecliste 18 yaşında 30 tane genç olmayacak elbette ama 2-3 tane bile olsa, şekilsel bile olsa insanlar; “Aa! bak demek ki mecliste 18 yaşında vekil olabiliyormuş.” Diyebilir. O yüzden olumlu bir etki yapacağını düşünüyorum ama çok gerideyiz, daha hızlı ilerlememiz gerekiyor.

-Erken yaşta siyasete başlayan gençler eğer siyaset de başarılı olamazsa, o yaştan sonra; örnek olarak milletvekilliği yapmış bir gencin başka bir kişinin yanında işçi olarak çalışma durumu olabilir mi? bunu egosu sindirebilir mi?

Şimdi mesela benim çok şükür aile işlerim olduğu için benim milletvekilliğiyim bu dönem bitti, ilerde daha üst makamlar olabilir. Şimdi ben kendi işlerimle uğraşıyorum. Ama tabii milletvekilliği yapıp milletvekilliğinden ayrılan birinin çalışma hayatında bulunması kolay değil. Niye? Egolar devreye girebilir maalesef.

Çünkü şöyle bir şey var; 4 yıl milletvekilliği yaptığım için biliyorum. Bir defa dokunulmazlığın var, normal bir insansan dokunulmazlığa ihtiyacın yok ama işte trafikte geçiş üstünlüğün var mesela. Bunlar önemli şeyler. İnsanın fıtratında bu vardır. Yani ego hepimizde var, en mütevazı bir insan bile bir zaman sonra onu yücelt, sen çok iyisin, sen mükemmelsin de bir havaya girer. Bu böyledir.

Şimdi 18 yaşında milletvekili olan birisi 5 sene milletvekilliği yapsa 23, 24’te dışarıda kaldı mı zorlanır. Çünkü alışacak Ankara’ya, o resmiyete, bürokrasiye, trafikte geçiş üstünlüğüne, dokunulmazlığa, milletvekili maaşına vs. Bunları topladığın zaman zordur ama biraz kişinin yapısı ile alakalı, kafasının içi ile alakalı, mütevazı oluşu ile alakalı…

Türkiye’de zaten çoğu insanın problemi ne biliyor musunuz? “Alt yapısı olmayan insanlar, bir yerlere geliyorlar, bir yere geldiği zamanda en başta yakınındakini tanımıyor, böyle bir havalara bürünüyorlar falan. İşte iki asistan veriyorsun iki de danışman veriyorsun altına da bir araba veriyorsun kendini bir şey sanıyor.” böyle tipler çok Türkiye’de o yüzden alt yapı çok önemli. Aileden gördüğün belli bir altyapın varsa, hazım sayamamışsan bunu, milletvekili olmasan da bir birey olarak başarılıysan milletvekilliği bitse ne olur? Benim işte 2011’de seçildim 2015’de bitti. Hiç umurumda bile değil, yarın daha üst makamlar olabilir. Hiçte olmayabilir, benim işim gücüm var yani, ben milletvekilliği sayesinde toplumda saygı görmüyorum. Milletvekili olmadan önce de benim toplumda saygınlığım vardı. Şimdi de var. Şuna dikkat etmek lazım çoğu insan gördüm ki ben bizim anavatan partisindeyken özellikle, adam milletvekili aday adayı olmuş, listeye dahi girememiş, üstünden geçmiş 5-6 sene hala, o kartı veriyor.

İşte bilmem kaçıncı dönem kaçıncı milletvekili aday adayı, bu zavallılıktır. İşte bundan başka sunabilecek hiçbir şeyi yok, anlatabilecek hiçbir hikâyesi yok. Yani sen ne iş yapıyorsun? Senin mesleğin ne? Bir bakkal dükkânın olsun? Nesin? Yok. Bilmem kaçıncı dönem milletvekili aday adayı bu zavallılar yüzünden de zaten siyaset kurumu da lekeleniyor. Böyle insanlar makam mevki sahibi oluyor, Hatalar yapıyor, yanlışlar yapıyor. Sonra toplumdaki insanlar “Bak işte siyasetçilere bak” diyor. Genelleme bunlar, yanlış anlaşılmasın.

-“Siz 18 yaşında İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Oldunuz? Dışarıdan baktığınızda Faik Tunay’ın erken yaşta dikkatleri üzerine çekmesinin sebebi nedir? Yani kısacası sizde ne tür bir farklılık gördüler de siyasete erken yaşta başladınız? Bize o ilk yıllardan bahseder misiniz?

Ben kendim kayıt oldum partiye, o zaman Anavatan-DSP koalisyonu vardı. Benim annem hayatı boyunca hiç sağa oy vermemiş, hep sola oy vermiş. Babam da hayatı boyunca hiç sola oy vermemiş, hep sağa oy vermiş. Böyle bir aileden geliyorum ama bu benim için çok büyük zenginlik. Çünkü toplumda bu günlerde yaşanan kutuplaşmayı düşünün. Milletin okuduğu gazeteler bile ayrıldı. Düşün CHP’li isen sadece Sözcü okuyacaksın Halk TV izleyeceksin. AK Partili isen A Haber izleyeceksin, işte Star gazetesi okuyacaksın.

Diğeri bir diğerinin gazetesine bile el sürmüyor. Bu çok tehlikeli bir şey aslında. Ben fikir olarak çok zengin bir ailede doğdum. İşte annem hayatı boyunca sağa oy vermemiş, babamda hayatı boyunca sola oy vermemiş. Sende böyle bir ailede yetişiyorsun ne oluyor? Annen bir şey diyor Baban bir şey diyor? Sen farklı açılardan bakabilme fırsatını yakalıyorsun, bunlar aslında zenginlik ama ben siyasete başlarken anavatanı seçtim, sağ görüşe aitim dedim. 18 yaşında Mart 1999’du ki seçimler yapılmıştı. Anavatan-DSP koalisyonu kurulmamıştı henüz daha koalisyon görüşmeleri falan vardı.

Ben kendim babama dedim; “Siyasete gireceğim” “Tamam, hangi partiden gireceksin?” diye sordu. Ben de anavatan partisinden girmek istediğimi söyledim. Beşiktaş ilçeye gittim, formumu doldurdum kaydımı oldum. Ondan sonra çok çalıştım, İşte az önce sordunuz “Sende ne gördüler?” ben oraya torpilsiz girdim ama deli gibi çalıştım. Yani direğe bayrak da asılırken ben vardım, herhangi bir organizasyon, program olduğunda da… O zamanlar siyaset meydanı vardı, Siyaset meydanına da ben giderdim parti adına. Çok çalışınca birde mütevazılığı temel esas alınca kapılar açılıyor.

Örnek veriyorum; hem televizyon programına gidip partiyi temsilen konuşuyorsun hem de direğe bayrak asıyorsun. İnsanlar da diyor ki bu adam her görevi yapıyor. Hiç burnu büyük değil insanlara tepeden bakmıyor. Ben hep mütevazı olmayı kendime ilke edindim. Mütevazı olursan birde çok çalışırsan etliye sütlüye de fazla karışmazsan, kendi işini yaparsan önün açılıyor. Tabii nasip, kader, kısmet çok önemli. Bizim de nasibimizde varmış demek ki.

İşte ilçede başladık. Bir sene sonra beni İle aldılar gençlik kollarına; önce orada il başkan yardımcısı oldum. Yine çalışma tempom yüksekti, toplantı biterdi il gençlik kollarında. Hatırlıyorum ben Başkan yardımcısıyım, herkes giderdi toplantı bitince akşam 9-9.30 gibi biterdi toplantı, yaz kış toplantımız olurdu, ben başkanla kalırdım 1 saat 1,5 saat daha siyasi sohbetler falan yapardık. İlgi alaka olayı aslında. Tabii ki buda vardı, oldum olası Siyaset alanına ilgili alakalıydım.

Şöyle düşünün; toplantı bitiyor, herkes gidiyor, sende oturuyorsun o toplantının üstüne 1-1,5 saat daha siyasi muhabbet ediyorsun “Ne, nasıl olur, ne yaparız?” falan diye. Bunlar bana çok şey kattı sonra bir seçim oldu gençlik kolları genel başkanlığı seçimi, orada da ben kazanan listede yer aldım. 2 aday vardı ben bir tarafın aday listesindeydim biz kazandık. Öyle Öyle önüm açıldı. Yani biraz çalışma, biraz mütevazılık, bunu özellikle söylüyorum. Çünkü ben kendi işim dışında hiç bir şey yapmadım, ilgilenmedim. Hep millet kavga ederdi gözümün önünde “o, onu dedi; bu, bunu dedi.” ben böyle diyaloglara girmem. İşimi yaparım. İşini yapınca çok çalışınca tabi birde Allah’ın da yardım etmesi gerekiyor. Bu işler oluyor. Benimde kaderimde varmış tabii ki.

-“18 Yaşında aktif siyasete başladınız, ondan sonra yoğunluk artarak devam etti ama kendini yetiştirmiş bir siyasetçi olduğunuzu düşünüyoruz. Şuanda 5 Dil bildiğinizi biliyoruz bu dönemde kendinize nasıl zaman ayırdınız? Nasıl kendinizi geliştirdiniz?

Ben hem il gençlik kolu başkanıydım, hem üniversiteye gidiyordum, hem de büyük uluslararası bir şirkette çalışıyordum. Üçünü bir arada yapıyordum. Önce stajla girdim oraya, 1.5 sene staj yaptım. Aksi halde tam zamanlı çalışsaydım zaten okul ve siyaset birlikte olmazdı. İdare ettiler onlarda beni. Bakın hem çalışma, hem üniversite, hem de Siyaset. Az uyuyordum, az geziyordum, bazı şeylerden fedakârlık yapıyordum. Hayatta şunu öğrendim; bedel ödemeden mutluluk yok.

-“Anlattığınız kadarıyla bu yolda sabırlı ve istikrarlı hareket etmek gerekiyor Sizin üzerine koya koya ilerlemeyi tercih ettiğiniz aşikar peki ufak yaşta bu tecrübeleri nasıl edindiniz ?

Babamın bir lafı var ,çok güzel bir laf, diyorki; “Dünyadaki en değerli şey nedir? Evlat değil mi?

Evlat. O bile 9 ayda oluyor” ne kadar güzel bir laf, bu lafı hiç aklımdan çıkarmadım, yani senin kucağına aldığında ben dünyanın en şanslı insanıyım dediğin, Allah’ın sana lütfettiği varlık 9 ayda oluşuyor. Burada neyi anlatmaya çalışıyorum; Hiçbir şey kolay değil.

Türkiye’de belki çok var kolay bir şekilde fazla çaba sarf etmeden belli konumlara gelenler ama sonra dikkat et 5-6 sene geçiyor ortadan kayboluyorlar. Yavaş yavaş olsun, ama istikrarlı olsun. Ben 18 yaşında başladım, bugün 36 yaşındayım hala varım siyasette. 18 yaşımda Gençlik Kolu Başkanıydım, İstanbul Gençlik kolu başkanı oldum, Gençlik koluna genel başkan yardımcısı oldum; partim battı, başarısız oldu, kapandı, gitti. Ama ben gittim Şişli Belediyesinde meclis üyesi oldum. Sonra daha önce kapısının önünden geçmediğim Cumhuriyet Halk Partisinden 2011 yılında işte biraz tesadüf, biraz tanıdıklar vasıtasıyla milletvekili oldum.

Bugün milletvekiliyim, yarın nereden ne olacağım hiç belli olmaz. Şunu anlatmak istiyorum; İstikrar önemli. Benimle başlayıp çok hızlı şekilde Gençlik Kollarında yükselen birileri bugün yoklar, görmüyorum onları. Bizim içimizde bazıları vardı, çok hızlı geldiler bir yerlere. Birinin yeğeni, birinin bilmem nesi, bugün onlar yoklar ama biz hala varız. Onun için yavaş yavaş istikrarla… Buna önem veriyorum.

-Hep Merkez Siyasetten tarafsınız ılımlı olmaktan ortak değerlerde buluşmaktan yana keşke bu söylemleriniz tüm Türkiye’deki gençlerde de hâkim olsa, öyle olursa sorunlar daha çabuk çözüme ulaşmaz mı? Ülkenin gelişim süreci hızlanmaz mı?

Bugün Türkiye’de birçok insan Özal’ı bilmiyor. Ben mesela 81’de doğdum, Özal’ı hayal meyal hatırlıyorum. Çünkü 92’de vefat etmişti. Hatırlıyorum tabii de ama bir 19-20 yaşında, gelişmiş genç bir insan gibi hatırlamıyorum. Ailemden duyduğum kadarıyla… Bugün yaşananlara bakıyorum Türkiye Özal’ı mumla arıyor, Niye? Bir düşünün 12 Eylül 1980’e kadar insanlar; birbirlerini kesiyor, öldürüyor. Sağ-Sol, komünizm, mantık dışı şeyler, aynı aileden insanlar farklı faklı radikallikler…

Bir darbe oluyor, bir adam geliyor, bir parti kuruyor, işareti de malum; 2 elini kafasının üzerinde birleştiriyor, merkez siyaset diyor.

Özal, Türkiye’nin yapısını çözmüş. Bu toplumda sağcı var, solcu var, İslamcı var, komünist var (her ne kadar komünizm kalmadıysa da var yani), Alevi var, Sünni var, aşırı Milliyetçi var. Ama Özal demiş ki bu toplum karışık, ben merkezde olursam, herkesi orta merkezde buluştururum. Akıllı adam, Türkiye’deki tek başına gelen partilere bak; Menderesli Demokrat Parti Merkez, Demirelli Adalet Partisi Merkez, Özallı Anavatan Partisi Merkez, Tayyip Erdoğanlı ilk kurulduğu dönemdeki; AK Parti, Merkez. Benim kendi görüşüm değil bunlar, nesnel veriler. Bir şeyler anlatıyorum ama örnekler vererek açıklıyorum.

1950’de çok partili hayata geçmişiz. Yıl 2017, 67 sene içerisinde tek başına iktidara gelenlerin hepsi merkez partiler. Özal bunları çözmüş, o yüzden Özal büyük bir adamdı. Bence hepimizde merkezli olmalıyız, aşırı uçluklara hiç gerek yok.

-“Ülkedeki; Gerginliğin, tahammülsüzlüğün sebebi de bu aşırı uçluluklardan mı kaynaklanıyor?

İşte az önce dediğim gibi Ak Partili olanlar Sözcü gazetesi okumuyorlar, Halk TV’yi izlemiyorlar, Tam tersi CHP’liler A Haberi izlemiyor Star gazetesi okumuyor. Benim evime her gün 10 tane Gazete geliyor. Cumhuriyet’te var, Akit’te var, Sözcü’de var. Ben hepsini okumaya çalışıyorum bazı günler okuyamadığım oluyor tabii, yoğunluktan falan. Ama en kötüsünden gece yatarken bir 15 dakika göz gezdiriyorum. Niye? Ben, herkesin ne dediğine hakikim çünkü. Ama adam sadece bir yerden bakıyor; bir tane gazeteyi okuyor.
Soruyorum: “Şunu okudun mu?”
“Yok okumadım ya, aa! öyle mi demiş, ne zaman yazmışlar?” e sen bir tane gazete okursan dünya görüşün böyle olur, ama 3-4 tane gazete okursan farklı dünya görüşlerini değerlendirirsen, daha farklı olur.

Yani bırakalım insanların yaşam şeklini, giyimini, kuşamını herkes bir arada istediği gibi yaşasın isteyen çarşaf giysin, isteyen mini etekle gezsin onlar birbirini rahatsız etmediği sürece beni ilgilendiren bir şey yok. Hep böyle rahat olmak lazım ama sen onu giydin, sen bunu giydin, sen sigara içtin, sen içmedin, bunlar boş muhabbetler.

-Biraz da bu konuda şanslı mısınız? Anne ve Babanızın farklı dünya görüşlerinde olması konusunda.

Şimdi düşünsenize benim Annem hayatında sağa oy vermemiş, Babam da hayatında sola oy vermemiş. Şimdi böyle bir ortamda yetişiyorsun, biraz annenden bir şey duyuyorsun, biraz babandan duyuyorsun, yeri geliyor onlar siyaset yüzünden tartışabiliyorlar ama o tartışmadan bir şey çıkarıyorsun falan, aslında dediğiniz doğru bu benim için büyük bir şans. Olaylara farklı perspektiften bakabilmeyi yorumlayabilmeyi öğretti bana.

-“Türkiye’nin gençliğine inanıyor musunuz? Eğer yetki verilirse, Ülkemiz adına faydalı işler ortaya çıkar mı?

Yüzde yüz. Bir haber okudum, 18 yaşında Sivas’ta bir okulda barut olmadan ateş edebilen silah icat etmiş bir genç. Böyle nice değerler var Anadolu’yu gezdiğinizde ama imkânsızlıktan okuyamamış, elinden tutan birisi olmamış… Ben öyle hikâyeler ile karşılaştım ki, Bunları burada anlatmam mümkün değil. Anadolu’nun en uç köşesinde, senin burada insan mı yaşar? Dediğin yerde; çocuk, üniversite giriş sınavında bütün soruları cevaplıyor. Ne kursa gitmiş, ne özel bir ders almış. İmkânı yok, %90’ını cevaplıyor. Yani çok yetenekli çocuklar var, ama imkân ve fırsat verilmesi gerek.

-Böyle projeleri ara ara haberlerde okuyoruz. Gerçekten güzel projeler var ama, acaba yöneticiler tarafından gerekli destek verilmiyor mu? TÜBİTAK’tan bir projeye onay almak için 2 yıl geçiyor.

Bu ülkede bürokrasiyi hala aşamadık, bu ülkenin en büyük sıkıntısı, en büyük belası bürokrasi. Eskiye oranla gelişme var ama. Düşün ki bir ülkede bürokrasi bu kadar güçlüyse ilerlemen mümkün değil. Çünkü Bürokrattaki mantık şu oluyor: Siyasetçiler, siyaset kurulu, yolcu; ben burada hancı, devletten atılma yok ya, böyle bir sistemde başarı gelmez ki.

Şimdi sen bir özel şirkette satış müdürüsün, 5-6 ay satışlar kötü olsa, çağırırsın personeli dersin ki;

“Hemşerim senden beklediğimiz performansı alamıyoruz, sıkıntın, derdin, problemin nedir? Bu şirketten mi kaynaklanıyor? Yoksa senin bireysel problemin mi var?”

Adama 1-2 ay daha şans verirsin, yapamıyorsa tekmeyi basarsın gönderirsin, bu kadar basit. Ama devlette böyle bir mantık yok, adam diyor ki ben devlete kapağı bir atayım. Ondan sonra ölene kadar devletteyim. Bu adamdan performans bekleme, bunların amacı gün geçiştirmek. Bir bakıyorsun Ak Parti geliyor Bürokrat Ak Partili oluyor, DSP geliyor Bürokrat DSP’li oluyor. ANAP geliyor Bürokrat ANAP’lı oluyor. Bütün bürokratları kastetmiyorum. Benimde tanıdıklarım, akrabalarım bürokrasinin içinde olan insanlar var ama genel bürokrat mantığı bu şekilde maalesef. Böyle olduğu zamanda işte başvurular doğru düzgün değerlendirilmiyor, kişiye verilen bir değer olmuyor. Böyle olduğu zamanda bugün git yarın gel mantığı hâkim oluyor.

-Gençlerde Ben zamanımı boş mu geçiriyorum? Ben Üniversite okuyorum, ama yarınımdan endişeliyim havası hâkim, Aslında içlerinde aktif olan kendini geliştiren çabalayanlarda var. Ama genelde hep bu hava hâkim. Siz gençlerden birkaç adım önde olan başarılı bir siyasetçi olarak Üniversiteli gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?”

Şöyle bir husus var Rahmetli Dedemin bana anlattığı;

Benim Dedem 1944 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine girmiş, 1950’de İngilizce bilerek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun olmuş. Anneannemin ailesi çok varlıklı bir aileymiş, dedemde Trabzon’dan gelmiş, fakir fukara. Anneannemin ailesi Dedeme sana bu kızı sadece üniversite mezunu olduğu için veriyorum demiş.

Bakın 1952’de kız alıp verirken bile üniversite mezunu dedin mi tamam, git en zengin kızı al. Diploma tabii ki çok önemli, Diplomayı al ama kimse senin o diplomanla, not ortalamanla ilgilenmiyor. O yüzden benim üniversite okuyanlara tavsiyem, tabii ki sınavlarını versinler, Okulu bitirsinler ama Yabancı Dil, Yabancı Dil, Yabancı Dil…

Dilin olsun hiçbir şey yapamazsan Sultanahmet’te tur rehberliği yaparsın yine de çorbanı kaynatırsın. Ama diploma ile Boğaziçi mezunu olan, bir sürü işsiz var. Dünya gerçekten hep diyoruz ya; “Küçük Bir Köy”, artık herkes cebindeki telefonla dünyanın her tarafına ulaşabiliyor. Ama Lisan bilmeyen birinin, 10-15 sene sonra büyük işler yapma şansının olduğunu düşünmüyorum. Şans giderek azalıyor. Üniversite okuyanlara benim birincil tavsiyem, Mutlaka Yabancı Dil öğrensinler. Birde çok farklı kaynaklara ait kitapları okusunlar. Örnek veriyorum; Necip Fazıl’ı da okusunlar, Nazım Hikmet’i de okusunlar, Yani sağ ne düşünüyor? Sol ne düşünüyor? Sağın bakış açısı nedir? Solun bakış açısı nedir? Onu da okudukları zaman, farklı düşüncelere sahip oldukları zaman ön plana çıkarlar.

Çünkü toplum geneli böyle, sen şimdi güzel konuştuğun zaman, bir konuya hâkim olduğun zaman, birde bilgili olduğun zaman herkes diyor ki, “Bu adamı bir dinlemek lazım, bu konuşuyorsa boş konuşmaz” Buda önemli.

-Günümüzde Üniversitelerin sayısı her geçen gün biraz daha artıyor, Bunun eğitime fayda sağladığını düşünüyor musunuz?

Bir geçiş dönemindeyiz, şuan bence kötü, şöyle kötü; Üniversite açılmalı, ben üniversite açılmasına karşı değilim birileri gibi fakat bu açılan üniversitelerin böyle palazlanıp iyi bir seviyeye gelmesi, iyi bir isim yapması için bence 15-20 yıla ihtiyaç var. Şimdi bir üniversitenin bu sene veya geçen sene açıldığını düşünürsek bir 15-20 sene;

Üniversiteyi de 5 sene kabul edersek, bir 3 kuşak çok sıkıntı çekecektir. Çünkü Mezun oldukları okulun çok da bir karşılığı olmayabilir ama bir 15-20 sene sonra bu okullar eğer iyi bir seviyeye gelirse eğitime katkısı olur. “Ben şu okuldan mezunum” dediğin zaman bir artı puanı olduğu aşikâr. Şimdi Boğaziçi diyorsun, Bir ODTÜ diyorsun, Marmara diyorsun, İstanbul diyorsun, bunlar çok eski üniversiteler. Bu yüzden 2 yıl önce açılan bir üniversitenin buralarla aynı başarıyı yakalayabilmesi hayal.

 

-“Sosyal yönünüz nasıl? Spor yapıyor musunuz?”

Spor yaparım, haftada 2-3 gün spor salonuna gidiyorum. Fitness çalışıyorum, sahilde yürüyüş yapıyorum. Ama Özelikle Telefonumu almıyorum yanıma, kapatıyorum. Sebebi de şu; eski Amerika Başkanı Ronald Reagan’ın dış işleri bakanı ile 2012 yılında sohbet ederken şunu sordum kendisine “Şöyle yaparsan iyi olur veya bunu yapmazsan daha iyi olur diyebileceğiniz ne var?”. Bana dedi ki “Ben Dışişleri bakanlığı yaptım 2 dönem, o zaman cep telefonu falan yok, araç telefonları vardı o dönemlerde düşün 80’ler. Türkiye’de o zaman araç telefonu yoktu. Ekibime diyorum ki dedi “Beni sadece ve sadece karım ve başkan arayınca telefona bağlayacaksınız”, “Haftada 4 saat bu şekilde ortadan kaybolurum” dedi. “Ne yapıyorsunuz dedim?”, “2 Saat Golf oynuyordum, diğer 2 saat de çok yakın arkadaşımla sohbet ediyorduk. O 4 Saat boyunca dünya savaşı çıksa da benim umrumda değil, sadece başkan ve karım arayınca telefonlara bakıyordum, benim sana tavsiyem haftada 4-5 saat ortadan kaybol, kafanı dinle, telefon çalmasın” demişti bana. Ama ben onun nasihatinden çok daha sonra bunu uygulamaya başladım.

İşte haftada 2-3 gün spor salonuna gidiyorum ve telefonum kapalı. Birde haftada 2-3 gün yürüyüş yapmaya çalışıyorum. Onun haricinde pek fazla bir şey yapabildiğim yok. İş artı siyaset, Dernekler, Sivil Toplum Kuruluşları, derken anca o kadar oluyor çünkü ben siyasetin her zaman içinde oldum. Milletvekili değilkende sahada aktiftim, Derneklere gidiyordum, Ramazanlarda iftarlara gidiyordum.

Milletvekili olduğumda yoğunluğum daha da arttı. Şimdi Milletvekili değilim yoğunluğum yine var. O yüzden pek fazla bir şey yapmaya vaktim olmuyor.

 

-Son dönemlerde ortada bir yabancı dizi furyası var, takip ettiğiniz bir Türk dizisi ya da yabancı dizi var mı?

Çok dizi izlemem, ben Kurtlar Vadisini bile insanların Perşembe akşamları böyle oturup, eve kapanıp, kahvelerde, Kurtlar Vadisi izlediği zamanlarda bile oturup izlemedim. Genelde haber kanallarını izlerim.O da gece haberleri, 00.00 haberlerini. Yatmadan önce bakıyorum, tüm günün özeti oluyor zaten. Sinemaya gidiyorum ayda bir. Daha çok film izliyorum internetten ama izlediğim sadece bir dizi var; House of Cards adında.

Bir Amerikan senatörünün başkanlığa giden yoldaki hikâyesi, 4 sezon toplam 48 bölüm, her bölüm 45-50 dakika bir şey.

İzlemenizi tavsiye ederim. 3-4 Günde bir bölümünü internetten izliyorum.

-Birde çok klasikleşen bir soru belki ama size sormadan geçemeyeceğiz “Faik Tunay’a göre başarının sırrı nedir?”

Çok çalışmak, vizyon sahibi olmak. Hani derler ya “Hamallarda çok çalışıyor.” çalışmak, ama farklı çalışmak, hakikaten kendini farklı konumlandırıp insanların önünde dikkat çekmek. 5 yabancı dil bilirsin, İngilizceyi çok iyi konuşursun, başka bir yeteneğin olur, Futbolcu olursun…

İlgilendiğin işle ilgili en iyisi olmaya çalışmak lazım.

Sakıp Sabancı bana yıllar önce şunu söylemişti, ben ANAP İstanbul Gençlik Kolu Başkanıyken ona ödül vermiştik, rahmetli bana dedi ki sahneden sonra “Her şeyden biraz bir şey bil, ama bir şeyi çok iyi bil. Uzman ol, kimse senin kadar bilemesin.”

Onun için çok önemli bir şey bu, biliyorsunuz Türkiye’de Bilgi sahibi olmadan, Fikir sahibi olan birçok insan var. Hayatında 2 kitap okumamış insanlar akşam televizyonlarda çıkıp ahkâm kesiyorlar. Terörle ilgili konuşuyorlar, Avrupa birliği ile ilgili konuşuyorlar.

Bunları görünce bende diyorum ki; Okumak çok önemli, çalışmak çok önemli, istikrar, süreklilik ve sabır. Ondan sonrası kolay.

 

Yorum Yap

Yazar Hakkında

HABER EKİBİ

İletişim için: iletisim@youngcorners.com

Yorum Yap