Kapat

‘ENE’lerden Arınmak

Anasayfa Psikoloji & Kişisel Gelişim ‘ENE’lerden Arınmak

Güzel dilimiz Türkçe’ye, köklü ve çok zengin bir dil olan Arapça’dan geçen yüzlerce kelime vardır. Bu kelimeler, üzerinden çok yıllar geçmesinden sonra, Türkçe’ye uyum sağlamış ve bazı çevrelerin de kullanımıyla dilimize oturmuştur. Dilimize geçen bu kavramlardan, bende sempati uyandıran bir kelime de “ENE” olmuştur.

 
  “ENE” yani ben… Ben merkezli bir gelecek, bir hayat, bir dünya…

 

Geçenler de bir yere gitmek için metrobüs kullanmam gerekti. Bu amaçla evden çıktım ve durağa doğru yürüdüm. Üst geçitte, merdivenlerden inmeden önce, trafiğin yoğun yaşandığı saatlerde durup; bir yere yetişmek için trafiğe kalan araçları, koşuşturan insanları, tıka basa dolu olan toplu taşımaları seyrettim… Ve sordum kendime; bu insanlar, biz; neden bu kadar koşuşturuyoruz? Tabii ki herkesin bir amacı var, hedefleri var, geçim sıkıntısı var. Bu, insanların en doğal hakkı. Yaşamlarını idame ettirebilmek için çabalamak… Ama kafamda bir şüphe kaldı ; herşey “ENE” için mi? Yani kendimiz için mi? Ya da bizden olan çoluk çocuğumuz, kardeşlerimiz için mi? Toplumun, insanlığın faydası için çalışmanın hiç değeri var mı acaba? Bu sorunun cevabını en iyi, insanların kendisi bilir. Ama bununla ilgili bir düşüncem var.

Yazının başında ENE’den bahsetmemin sebebi aslında; bizim her geçen gün bencilleşmemizdi. Birşeyleri sadece kendimiz için yapmamızdı, ilişkileri sadece kendi duygularımız icin kullanmamızdı, birilerini sadece kendimiz için sevmemizdi, insanları sadece menfaatimiz için övmemizdi, elimize geçen bilgiyi sadece kendi yarışımız için kullanmamızdı.

 

 

Kulüpleri, dernekleri, vakıfları, stk’ları insana fayda topluma hizmet için değil, sadece kendi çıkarımız için sömürmemizdi. Makamları, mevkileri kendimiz için işgal etmemizdi.

Ama burada birçok insana kızamıyorum çünkü onlar suçsuz. Gerçek suçlu onları bu hale getiren sistem ve evebeynlerdi. Nasıl mı? Herkes geçmişine baktığında anlayacaktır yada etrafına baktığında.

 

Bir anne babanın top oynayan çocuğunun peşinden havluyla gezmesi, yemek yesin diye saatlerce uğraşması, çocuğu rahat etsin diye saçını süpürge etmesi, aman çocuğumun gönlü olsun diye başkalarını rahatsız etmesi, okulunun kapısında saatlerce beklemesi, severken ölçüyü kaçırması, överken dengeyi yitirmesi, sanki dünya’da tekmiş gibi muamele etmesi, halbuki bilmiyor ki onun çocuğundan dünya’da 7.5 milyar tane daha olduğunu, tek olmadığını…

 

 
En önemlisi de çocukların “Mahrumiyetten mahrum bırakılması” bunlar hep bir örnektir insanların bencilleşmesine. Bu tarz muameleye maruz kalan çocuklar bahsettiğim gibi “ENE” ye tutulup kalıyorlar, kafalarını kaldırıp kendilerinden başka birinin yaşadığının farkına bile varmıyorlar. Zaten Dünya’ya baktığımızda da sistem böyle değil mi? Kendi rahatın için başkalarını sömür, kan akıt, fakirleştir… Fakat biz, her fırsatta bunu eleştiren Anadolu insanı, biz de mi böyle olacağız? Tarihimizin neresinde var, ben merkezli bir dünya? Bireysel bir hayat?  Hiçbir yerinde hatırlamıyorum. Bunun aksine iki el kanda da olsa başkasına yardım etmek; düşenin, mazlumun yanında olmak. Tarih boyunca hep böyle hikayeler, destanlar anlatılmadı mı? Peki değişen ne oldu? Değişen tek şey bizimde yavaş yavaş bu yozlaşmış, bencil sisteme uymamız ve çocuklarımıza karşı ölçüyü kaçırmamız.

 

Eğer ki gelişmiş bir toplum olmayı bu medeniyette sağlamak istiyorsak, ihtiyacımız olan acizane tespitim; bu toprakları “ENE”lerden arındırmak ve toplum bilincini bu topraklara yeniden aşılamaktır. İnanıyorum ki bir memur bir makamı kendisi için değil; toplum için, insanlık için işgal ediyorsa o kurumun başarılı olması hiç uzak değildir. Bir polis mesleğini maaş için değil toplum için yaparsa yahut bir doktor, bir savcı, bir hakim, en önemlisi “öğretmen”. İşte bu toplum o zaman şahlanacaktır. Tarih bunu bize örnekleriyle açıklamaktadır.

Yorumla!