Kapat

Ekonomi ve Hukuk Üzerine Düşünceler

Anasayfa
Ekonomi Ekonomi ve Hukuk Üzerine Düşünceler

Yazıya geçmeden önce bu metnin herhangi bir ideolojiye atıf yapmadığını ve herhangi bir siyasi ve politik uygulamayı hedef almadığını ifade etmek yazının daha net anlaşılmasında fayda verecektir.

Devletin ve milletin üzerinde idare sahipliği yapan hükumetlerin genel bir takım yapmakla vazifeli işleri vardır. Bunlar hiç şüphesiz genel asayişin sağlanması, genel ekonomi politikalarının yürütülmesi ve hukuki düzenin sağlanmasıdır. Tabii bunlar sadece birkaç tanesidir.

Ekonomik anlamda bir ülkenin liberal olamayacağı düşüncesindeyim. Çünkü devletin ekonomik hayata müdahil olmadığı bir ekonomi çeşitli sorunlara yol açabilir. Bir yerde sürü varsa orda hiç şüphesiz çoban da bulunmak zorundadır. Zaten 1929 Ekonomik Buhranından sonra-ki klasik iktisat savunucuları iflas bayrağını çekmiştir bu yıllarda- 1973 Petrol Krizi ve akabindeki ekonomik sorunlar açık bir şekilde ekonomiyi etkileyecek bir gücün olması gerektiğini gösterir. Konuyu daha da özelleştirecek olursak ekonomiyi elinde bulunduran, yöneten işleten kişiler şirketlerdir. Birçok boyut ve türde şirketler vardır. Bunların birçoğu makro boyutta etkiye ve öneme sahipken bir kısmı ise mikro boyuttadır. Mikro boyuttaki şirketler tek tek ele alındığında ülke üzerinde çok fazla etki yaratmazlar; fakat toplu halde düşündüğümüzde tabi ki ülke üzerindeki etkisi fazlaca olacaktır. Bunu bir ormanın yangınına benzetebiliriz. Bir ağaç yandığı zaman sadece kendisi ve yakınındaki canlılar zarar görürken orman yandığında ağaçlarla birlikte ağaçlarda yaşayan ve toprak altında yaşayan canlılar komple zarar görür. Dolayısıyla makro boyutta faaliyet gösteren bir şirketin herhangi bir olumsuzluk anında hem bölgesel hem küresel anlamda tehdidi büyük olacaktır.

Çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren X şirketi olsun. Üretim yaparken çeşitli mal ve hizmetlere ihtiyaç duyacaktır. Bu malları ve hizmetleri üretmek için 20 farklı tedarikçiyle çalıştığını-ki bu gerçekte komik bir rakamdır- ve 10 farklı pazara mal sattığını varsayalım. 20 tedarikçi,10satın alıcı ve kendisi toplam 31 kişi. Bu şirketin herhangi bir iflası veya zor duruma düşmesi durumunda sektörden 30 farklı kişi zarar görecektir. Her işletmede 100 insanın çalıştığını ve hepsinin de binlerce kişiye mal ve hizmet götürdüğünü varsayarsak sayı -kabataslak bir hesaplamayla bile- yüz binlere ulaşmaktadır ki sorunun mikro boyuttan makro boyuta dönüştüğünü görmek muhakkaktır. Allah’tan ülkemizde borçların yapılandırılması diye bir usul var ki bu sıkıntının önüne bir nebze geçiliyor.

Her şirket bir elektrik süpürgesine veya akvaryumun içindeki vakum balığına benzetilebilir. Nasıl ki elektrik süpürgesi halının üzerindeki tozu, vakum balığı ise akvaryumun içindeki tortuları yutuyorsa şirketler de piyasadaki kârı yutan bir canavardır. Şirketlerin esas amacı kar maksimizasyonu olduğu için herhangi bir olumsuzluk anında makroekonomiye zarar verebileceklerini düşünmeyebilirler. Bunu düşünmekte hükümetin işidir. Hükümetler daha az zararlı şirketleri yani mikro büyüklüktekileri teşvik edici makro büyüklüktekileri ise kontrol edici şekilde ekonomiye müdahil olması gerekir.

Şimdi gelelim ekonominin bağımlı mı yoksa bağımsız mı olması gerektiğine.

Ekonomi bağımsız bağımlı olmalıdır. Yani ülke siyasetinden etkilenmeyecek kadar bağımsız, – zira küresel siyasetten etkilenmemesi olanaksızdır- ülke genelinde makro soruna sebebiyet vermeyecek derecede de bağımlı. 1870li yıllarda kapitalizmin ilk krizi de buna örnektir. Üretim tavan yapmış fakat piyasa bu büyümeyi kaldıramamış ve iflas bayrakları çekilmiştir.

Ekonomi siyasetten etkilenir aynı zamanda da siyaseti etkiler. Belki de siyaseti etkilemesi, ondan etkilenmesinden çok daha fazladır ki dünyayı hükumetlerin değil şirketlerin yönettiği yönündeki kabul düşünce bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Hukuki düzenin sağlanması da her hükumetin yapmakla vazifeli olduğu bir iştir. Şu çok açık ve net bir şekilde anlaşılmalıdır ki, hukuk kuralları insanların başına indirilen sert bir balyoz darbesi gibi olmazsa hiçbir işe yaramayacaktır.

Kısasa kısas usulü bir kanun için vazgeçilmez olmalıdır. Türk Ceza Kanunu’nun ilkeleri arasında hâlen hümanizm ve insan onuru ilkesi mevcuttur. Ceza kanununun muhatabı olan insanlar – ve tabii ki de istisnaları mevcuttur hümanizm ve insan onuru ilkesine uyarak mı o işi yapmışlar da sen o insana hümanistçe yaklaşıyorsun? Küçük kız çocuklarına tecavüz eden bir yaratığın hümanizmin hangi açıklamasında karşılığı vardır?

Tepeden aşağıya bütün hukuki materyaller suratına bakılamayacak kadar çirkin ve oldukça sert görünümlü bütün herkesin ondan kaçtığı bir adama benzetilmelidir. Çünkü psikolojik etki maddi anlamda değişiklik yaratır.

Bütün hukuki yapının psikolojik anlamda yıpratıcı ve maddi anlamda oldukça sert yaptırımların içinde olması durumunda asıl adalet sağlanabilir. Kanun, kitapların kapak aralarında kalan kelimeler dizisi olmamalıdır. Osmanlı devletinin fermanlarına baktığımız zaman cümle satırlarının bir kılıcı andıracak şekilde dizayn edildiğini görmekteyiz. Anlamı şudur: Eğer emrime itaat etmezsen kafanı kılıçla keserim. Osmanlı da en kötü zamanda bile işlenen suçlara baktığımızda şimdiyle karşılaştıramayacak derecede gülünç bir tablo ortaya çıkar. Çünkü insanlarda korku vardı. Bir askeri bir odaya koysanız ve 10 dakika sonra komutan gelecek yanına deseniz, onuncu dakikanın sonunda komutanının uzaktan duyulan postal sesine o asker ayağa kalkar. Çünkü o korkuyla ve saygıyla beslenmiştir.

Hükümetler de, iş kanun ve nizama geldiğinde korku yaratmasını bilmelidir.

 

 

Alim KAYALIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir