Tarih

Ege Kıta Sahanlığı Sorunu

Kıta sahanlığı, kıyı devletinin kara ülkesinin denizin altında süren doğal uzantısına verilen addır. Hukuki olarak ise, karasularının ötesinde başlayıp belirli bir uzaklık ve derinliğe kadar giden deniz tabanı ve toprak altını ifade eder.

Ege Kıta Sahanlığı Sorunu Nedir?

Yunanistan ve Türkiye arasında Ege Denizi’ne bağlı anlaşmazlıklarımızdan biri de kıta sahanlığıdır (Diğerleri kara suları, hava sahası ve son olarak Ege adalarını silahlandırılmasıyla ilgili sorunlardır. Ancak Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların bunlardan ibaret de değildir. Yunanistan’ın Lozan ve sonrasında iki ülke arasında yapılmış olan anlaşmalara aykırı olarak Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığa karşı tutumu, ayrıca Patrikhane sorunu ve taraflar arasındaki tüm ilişkilerde belirleyici bir öneme sahip olan Kıbrıs sorunu da çözüm beklemektedir..
Kıta Sahanlığı Sorunda Bölge Görünümü
Ege uyuşmazlığında Yunanistan‘ın hukuksal gerekçeleri üç başlıkta toplanmaktadır. Birincisi, Türkiye’nin taraf olmadığı 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi‘nin 1. madde (b) fıkrasına dayanarak,  adaların da kendi başlarına kıta sahanlığı bulunduğu görüşüdür. İkincisi, Yunanistan’ın kıta ülkesi ve adalardan oluşan bir devlet olduğu ve bu siyasal ve ülkesel bütünlüğün arasına yabancı bir deniz alanının girmemesi gerektiği görüşüdür. Yunanistan bu görüşüne dayanak olarak uluslararası hukukta kabul edilen devlet ülkesinin bütünlüğü ve bölünmezliği ilkesini göstermektedir. Yunanistan’ın üçüncü hukuksal gerekçesi de, Ege’de iki komşu devlet arasındaki kıta sahanlığı sınırlandırmasının eşit uzaklık ilkesine uygun olarak Türkiye ile Ege adalarının en doğuda bulunanları arasında yapılması gerektiği görüşüdür. Yunanistan bu son gerekçesini de 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesinin 6. maddesinde eşit uzaklık ilkesinin kabulü ile uygulamada birçok sınırlandırmanın bu ilkeye göre yapılmasına dayandırmaktadır.

Türkiye‘nin hukuksal gerekçeleri

Birincisi, bütün uluslararası antlaşmalar ve yapıla geliş kurallarının öngördüğü gibi, kıta sahanlığı sınırlandırmasının bir antlaşma ile gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

İkincisi, Divan’ın 1969 kararında da açıkça bildirdiği gibi, kıta sahanlığının en belirleyici özelliği onun kara ülkesinin denizin altındaki doğal uzantısını oluşturması olduğu için, sınırlandırmadaki temel öğe de doğal uzantıdır; dolayısıyla, Anadolu‘nun doğal uzantısı üzerinde yer alan Yunanistan‘a ait adaların kıta sahanlığı olmaması gerekir.

Üçüncüsü, antlaşma yapılamadığı zaman, U.A.D‘da kabul edildiği gibi, uluslararası yapıla geliş kurallarına göre kıta sahanlığı sınırlandırılması hakça ilkelere uygun olarak yapılmalıdır. Hakça ilkelerin Ege‘de uygulanmasının gerektiği yönünde Türkiye‘nin başvurduğu iki başka gerekçe de dördüncü ve beşinci hukuksal gerekçeleri oluşturmaktadır.

Dördüncü olarak, bir bölgede adaların varlığı “özel durumlar” oluşturduğuna göre Ege‘de de bir özel durum söz konusudur.

Beşinci olarak da, Ege kendine özgü durumu olan bir yarı-kapalı denizdir; dolayısıyla Ege‘nin bu özelliği göz önünde tutularak kıta sahanlığı sınırlandırması hakça ilkelere göre yapılmak zorundadır. Türkiye, bu beş hukuksal gerekçesine, ayrıca, yarı siyasal, yarı hukuksal bir başka gerekçeyi daha katmaktadır: Lozan dengesi. Bu son görüşe göre, Lozan Antlaşmasının Ege denizinde Türkiye ve Yunanistan arasında bir denge kurduğu ve bu denizden her ikisinin eşit koşullarda yararlanması gerektiği savunulmaktadır.

Kıta Sahanlığı Sorunu Bölge Görünümü
 Her iki devletin belirtilen gerekçelerinin hukuksal değerlendirmesi yapılırsa, Yunanistan’ın gerekçeleri bir hayli zayıf kalmaktadır. Zira birinci gerekçesini oluşturan adaların da kendi başlarına kıta sahanlığına sahip oldukları görüşü, herhangi bir adanın özellikleri ne olursa olsun, karşısındaki kıta ülkesine eşdeğerde kıta sahanlığına sahip
olacağı anlamına gelmemektedir.
Nitekim uluslararası uygulama ve mahkeme kararları adalara “kısmi etki” tanıyan ve hatta bazen hiçbir etki tanımayan kıta sahanlığı sınırlandırılması örnekleriyle doludur. Yunanistan’ın ikinci gerekçesini oluşturan ülke bütünlüğü ilkesi yanlış konuda kullanılmakta olup, sınırlandırma konusunda uygulanan uluslararası hukukta böyle bir ilkenin varlığından söz etmek olanağı yoktur. Nitekim bugün de Yunanistan’ın adaları ve kıta ülkesi arasında açık deniz alanları yer almaktadır. Yunanistan‘ın üçüncü gerekçesini oluşturan eşit uzaklık ilkesine gelince, uygulanan uluslararası hukuk eşit uzaklık ilkesine kıta sahanlığı sınırlandırması konusunda herhangi bir yapılageliş değeri tanımamaktadır.

Türkiye’nin hukuksal gerekçeleri değerlendirildiği zaman, başlarda Türkiye’nin en temel gerekçesini oluşturan doğal uzantı savının, özellikle UA.D.’nın  1985’teki Libya-Malta Kıta Sahanlığı Davası’ndaki kararı göz önünde tutulduğunda, gücünden biraz kaybettiği gözlenmektedir. Bununla birlikte, jeolojik veriler hâlâ hakça ilkelerin bir öğesi olarak belirli bir değere sahiptir. Ancak, Türk gerekçeleri içinde giderek ağırlık kazanan gerekçe, bu konuda hakça ilkelerin uygulanması olmaktadır.

Tamamlayıcı nitelikteki öteki gerekçelerle birlikte Türkiye’nin hakça ilkeler savı bugün uygulanan uluslararası hukukta tartışmasız kabul edilmektedir. Dolayısıyla, bugün Ege‘de kıta sahanlığı sınırlandırılması uyuşmazlığının hukuksal çözümü yoluna gidilirse hakça ilkelerin uygulanması gerekecektir. Burada da sorun, hakça ilkelerin içeriğinin kesin bir biçimde saptanamamış bulunmasıdır.

Çalışmadaki kıta sahanlığı konusunda olduğu gibi amacından bir türlü vazgeçmeyen Yunanistan, bir taraftan adaları silahlandırılarak, diğer taraftan kıta sahanlığı, kara sulan ve hava sahasında yeni egemenlik iddialarında bulunarak,  Lozan Antlaşmasıyla iki ülke arasında kurulmuş olan dengeyi kendi lehine değiştirme ve Ege‘yi bir Yunan gölü haline getirme çabasını sürdürmektedir.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı