Dağlık Karabağ Sorununun Uluslararası Boyutu | YoungCorners
Kapat

Dağlık Karabağ Sorununun Uluslararası Boyutu

Anasayfa
Tarih Dağlık Karabağ Sorununun Uluslararası Boyutu
  • Kafkasya tarih boyunca birçok medeniyetin geçiş noktası olmuş ve önemli ticaret yolları üzerinde yer almıştır. Bu özelliği ile geçmişte birçok medeniyet ve siyasi otoritenin hüküm sürdüğü dolayısı ile de uğurunda kan döktüğü bir coğrafya olmuştur. Bölge coğrafi keşiflere kadar zikredilen hususlar hasebiyle önemini korumuştur. Bölgenin stratejik konumu coğrafi keşiflerle bir nebze olsun azalsa da gittikçe gelişen teknoloji ve yaşanan sanayi devrimi sonrasında bir hayli önem kazanan maden, petrol gibi ham maddelerin bölgede zengin rezervler halinde bulunduğunun anlaşılması ile bölge tekrar yüksek bir önem kazanmıştır. Tabii olarak yukarıda saydığımız bileşenler dâhilinde bölge yakın geçmişte de hareketli zamanlar yaşamıştır. Bu çekişmelerden biriside hala günümüzde de çatışmalara sahne olan Ermenistan ve Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ üzerindeki çekişmesidir.

 

20.yüzyılın başından itibaren bölgeye hâkim olan SSCB’nin yine 20. yüzyılın sonuna gelindiğinde Soğuk Savaş’ın verdiği tahribatla dağılma sürecine girmesi bölgede bir otorite boşluğuna yol açmıştır. Bu otorite yoksunluğu karşısında o dönem SSCB’ye bağlı özerk statüde olan Azerbaycan ve Ermenistan bağımsızlıklarını kazanma konusunda siyasi çekişmeler yaşamaya başlaması da bölgede çatışma ortamlarına zemin hazırlamıştır. Zikredilen ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmasının ardından bölgede stratejik olarak yüksek öneme haiz olan ve yine özerk statüde olan Dağlık Karabağ üzerindeki hak iddiaları iki taraf arasındaki çatışmaların da en önemli dinamiğini oluşturmuştur. Ermenilerin, Dağlık Karabağ üzerinde uzun zamandır hak iddia etmeleri soğuk savaşın sonuna doğru iyice artmış ve bu yönde atılan somut adımlarla sorun sıcak çatışmalara dönüşmüştür. 1985’te ‘Glasnost’ (Şeffaflık) ve ‘Perestroyka’ (Yeniden Yapılanma) diyen Mihail Gorbaçov’un iktidara gelmesi Karabağ Ermenilerini yeniden harekete geçirmiştir. 1987’de Karabağ’ın Ermeni yönetimine bırakılması için hazırlanan 75 bin imzalı bir dilekçe Ermenilerce Gorbaçov’a gönderilmiştir. Fakat bu gelişme üzerine Azerbaycan ve Ermenistan içerisinde artan ve sivil ölümlere neden olan halk olayları üzerine Moskova yönetimi Karabağ’ı kendine bağlayarak çatışmaları engellemeye çalışmış ise de Azerbaycan’dan gelen baskılar üzerine 28 Kasım 1989’da Moskova yönetimi, Karabağ’ın yönetimini yeniden Bakü hükümetine devretmiştir.

 

 

1991 yılına gelindiğinde bölgede yapılan bağımsızlık oylaması iki ülke arsındaki gerilimi iyice arttırarak bölgenin bir sıcak çatışma alanına dönüşmesine sebep olmuştur. Bölgede giderek artan savaş durumu, uluslararası arası örgütler ve bazı devletlerin diplomatik girişimleri ile çözüme kavuşturulmak istenmiş ve sorun uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Fakat ileride bahsedeceğimiz bu girişimlerin birçoğu sonuçsuz kalmış, pek bir ilerleme ve kayda değer bir kazanım sağlanamamıştır. Lakin öncesinde belirtmek gerekir ki bu girişimler olayların başlangıcından çok sonra başlamıştır. Burada, konuya sonradan müdahil olan bazı tarafların özellikle dağılma sürecindeki SSCB’nin hem ekonomik ve politik olarak beli bir etkilenme yaşaması hem de bölgedeki tutumunun daha da netleşmesinin beklendiğini söylemek pek de yanlış olmaz.

 

Yukarıda da dediğimiz gibi, 1991 referandumu sonrası başlayan şiddet olayları giderek artmıştır. O dönemde Karabağ üzerinde gerilen ortamı dağıtmak ve bir uzlaşıya varmak için Boris Yeltsin ile Nursultan Nazarbayev belli bazı girişimlerde bulunmuş ve de bu girişimler sonucunda taraflar arasında kısa süreli bir uzlaşı sağlanmıştır. Fakat bu uzlaşının ardından Karabağ’daki çatışmaların fitilini ateşleyen olaylardan birisi de 20 Kasım 1991’de Rus ve Kazak gözlemcilerle iki Rus generali taşıyan bir helikopterin Ermenilerce düşürülmesidir. Bu olay sonrasında Azerbaycan yönetiminin 26 Kasım 1991’de Dağlık Karabağ’ın özerk statüsünü kaldırması ve Karabağ’ı doğrudan Bakü’ye bağlaması gerilimi bir üst boyuta taşımıştır. Ardından bölgedeki çatışmalar sürerken 30 Ocak 1992’deki AGİK toplantısında konu uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bundan sonra konu daha kapsamlı bir boyuta taşınmaya başlamışken 25-26 Şubat 1992 tarihlerinde Ermenistan, bu gün Ermenistan devlet başkanı olan Serj Sarkisyan’ın da komuta kademesinde bulunduğu birliklerle Hocalı kasabasına saldırmış ve içerisinde kadın, çocuk ve yaşlıların bulunduğu 613 sivili katletmiştir. Ayriyeten 487 sivil ağır yaralanmış, 1275 sivil de esir alınarak büyük bir savaş suçu işlenmiştir. Hala 150 civarı sivile ulaşılamamıştır. Hocalı Katliamı ile Ermenistan çok açık bir savaş suçu işlemiş ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2, 3, 5, 9 ve 17.maddelerini açıkça ihlal etmiştir.  Bu olay üzerine Azerbaycan hükümeti yaptığı açıklamada Hankenti’de ki 366.Rus Alayı’nın da katliama katıldığının resmi bir bildirge ile açıklamış ve tutumunu daha da sertleştirmiştir. Bu açıklamaya gerekçe olarak ise o gün Azerbaycan ve Ermenistan ordu envanterlerinde bulunmayan jet, zırhlı personel taşıyıcı, tank ve benzeri üst düzey konvansiyonel harp araçlarının Ermeni birliklerince kullanılmasını belirtmiştir. Ayrıca bu olay ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı olan ve Rus yanlısı olarak görülen Muttalibov’a karşı eleştirilerin artması üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı Muttalibov iktidarı düşmüş ve Azerbaycan’da hükümet değişikliği yaşanmıştır.

 

24 Mart 1992’de Helsinki’de toplanan AGİK kurulunda olayın çözümü için Minsk’te bir konferansın kurulması kararlaştırılmış ve bu minvalde; Azerbaycan, Türkiye, Almanya, ABD, Beyaz Rusya, İtalya, İsveç, Ermenistan, Rusya, Fransa, Çek ve Slovakya Federal Cumhuriyeti’nin katılımının kararlaştırılmasıyla ”Minsk Grubu” oluşturulmuştur. Koordinatörlük görevi de İtalya’ya verilmiştir. İtalya’da başlayan Minsk Grubu görüşmeleri sırasında da bölgedeki Ermeni işgal ortamı şiddetlenerek devam etmiş ve bu girişimden çıkan kararlar ile de kayda değer bir sonuç alınamamıştır.

 

Minsk Grubu’nun da pek bir etkinlik gösterememesi üzerine konu BM Güvenlik konseyine taşınmış ve konu üzerinde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü yönünde birçok karar çıkarılmıştır. 30 Nisan 1993’te ”Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 822 Numaralı Kararı” alınmıştır. Bu kararda Ermenistan işgalci güç olarak tanımlanmış ve işgal ettiği toprakları süratle boşaltması kararlaştırılmıştır. Fakat Ermenistan bu karar karşısında sessiz kalmış ve işgale devam ederek birkaç bölgeyi daha ele geçirmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Minsk Grubu kararlarını içeren; 853 numaralı kararını 29 Haziran 1993 günü yayınlamıştır. 14 Ekim 1993’te yayınlanan 874 ve 12 Kasım 1993’te yayınlanan 884 numaralı kararlarla da Ermenistan hakkındaki bu görüş devam ettirilmiş ve Ermenistan işgalci devlet olarak tanımlanırken Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün korunması yönünde tavır takınılmıştır. Ermenistan yönetimi,  yayınlanan bu kararların hiç birine uymamıştır. Kararlar arası dönemde de işgallere devam etmiştir. Özellikle 884 numaralı karar Ermenistan’ın ateşkes ihlali üzerine yayınlanmış bir karardır ve bu özelliği ile Ermenistan’ın süreç içerisindeki tavrını bir kez daha ortaya koymaktadır.
   Ayrıca belirtmek gerekir ki belirtilen kararlar dışında sorunun çözümü hususunda ilgili devlet ve karar mercilerince oluşturulan birçok barış planı da Ermenistan’ın benzeri tutumlarından dolayı uygulamaya konulamamıştır. Bunlar;

 

Gubl Barış Planı 1: Bu planda Laçin ve Karabağ’ın bir kısmının Ermenistan’a bırakılmasına karşılık, Ermenistan topraklarından geçen ve Nahçıvan’ı Azerbaycan ana karasına bağlayacak 15 km genişliğinde bir koridorun Bakü’ye bırakılması tavsiye edilmiştir. Böylelikle Ermenistan’la İran’ın sınırı kesilecekti. Plan, Ermenistan tarafından reddedilmiştir.

Gubl Barış Planı 2: Bu plana göre Bakü-Nahçıvan-Türkiye demiryolu onarılacak, bu bölgeden gaz ve petrol boru hatlarının transit geçişine izin verilecek, bölge Ermenistan hâkimiyetinde kalmasına rağmen NATO’nun denetiminde olacaktır. Ayrıca Ermenistan Azerbaycan’a ait Kelbrcer,  Fuzuli’nin kuzeyi, Cebrailli, Gubatlı ve Zengilan’ın bir kısmını Azerbaycan’a bırakacaktı. Bu plan da Ermenistan Başbakanı Vazgen Serkisyan’ın öldürülmesinin ardından Erivan tarafından reddedilmiştir.
Minsk Grubu Planları:  Minsk grubu yani ABD, Fransa ve Rusya’nın dâhil olduğu devletler, 1996 yılında Lizbon’da Azerbaycan-Ermenistan müzakerelerini başlatıp, ardından Paris ve ABD’de devam ettirmiştir. Minsk Grubu devletleri nihayet 2001 yılında 3 aşamalı bir plan ortaya koymuştur. Bu plana göre:
a-Aşamalı Plan: Karabağ bölgesi hariç Ermenilerce işgal edilmiş Azerbaycan’ın bütün topraklarının aşamalı olarak tahliye edilmesi, buna karşılık Azerbaycan hâkimiyeti altında Karabağ bölgesinin özerkliğinin Azerbaycan tarafından tanınması. Bu planın yürütülmesi NATO ve Rusya’ya bırakılmış, ancak plan Ermenilerce kabul görmemiştir.

b-Genel Plan: Azerbaycan’ın işgal edilen bütün topraklarının aynı anda tahliye edilmesi karşılığında Azerbaycan devletinin Karabağ hükümetinin özerkliğini resmen tanıması ve Karabağ ile Ermenistan arasında karayolu irtibatına izin vermesi. Bu plan da Ermenistan tarafından reddedilmiştir.
c-Ortak Devlet Planı: Bu plana göre Karabağ bölgesi Azerbaycan ve Ermenistan’ın ortak idaresine bırakılmalı, işgal altındaki topraklar boşaltılmalıdır. Bu plan Ermenilerce kabul görünmüş fakat Azerbaycan tarafından kabul edilmemiştir.
Aland Planı: Aland modeli ilk kez Aralık 1993 yılında Bağımsız Devletler Topluluğu öncülüğünde Rusya, Finlandiya, Azerbaycan, Ermenistan ve Dağlık Karabağ’ın temsilcilerinin Aland adasında katıldıkları bir sempozyumda ele alınmıştır. Ermenistan ve Dağlık Karabağ bölgesinden gelen temsilciler Aland modelinin Karabağ’da uygulanmasına karşı çıktılar. Aland planı çerçevesinde ABD’li uzmanlar David D. Laitin ve Grigor Suny bir plan önermiştir. Bu plan gereğince:
-Karabağ’ın, Azerbaycan hâkimiyetinde bırakılmasını,  Karabağ’da Azerbaycan bayrağı dalgalanmasını, buna karşılık Karabağ’ın özerkliğinin tanınması.

-Karabağ’dan seçilen temsilcilerin Azerbaycan parlamentosunda görev yaparak parlamentodan çıkacak kararları önleme yetkisine sahip olması.

-Azerbaycan yasaları çerçevesinde Karabağ’ın yerel parlamentosunun oluşturulması ayrıca Karabağ yerel hükümetinin güvenlik, kültür ve yatırımlar konusunda hukuki hâkimiyetinin olması.

-Azerbaycan hükümeti ve Karabağ yerel hükümeti anlaşamadıkları sürece birbirlerinin topraklarında askeri ve polis gücü konuşlandırılması

-Dağlık Karabağ bölgesinde yaşayan Ermenilerin ve Azerbaycanlıların çifte vatandaşlıkları veya kendi vatandaşlıkları olması. Bu plan da çeşitli nedenlerden dolayı yürürlüğe girmemiştir.

Saharov  Planı: 1988 yılında Andrey  Saharov başkanlığındaki bir grup, Karabağ sorunu çerçevesinde Ermeniler ve Azerbaycanlıların yaşadıkları bölgelerin birbirinden ayrılması tezini ileri sürmüştür. Bu öneri çok fazla dikkate alınmamıştır. Öneri ilk defa ABD’li siyasetçi Pol Goble tarafından “Karabağ Krizi Nasıl Çözülür?” adlı makalede gündeme getirilmiştir. Goble’a göre Karabağ sorunu üç esas temelde çözülmelidir. Birincisi Karabağ bölgesindeki Ermenilerin bölgeyi terk etmeleri; ikincisi dış güçlerin birliklerinin konuşlandırılması, üçüncüsü bölgenin Ermenistan’a bırakılması.  Bu planın uygulama imkânı olmadığı baştan belliydi. Zira insani, fiziki ve siyasal nedenlerden dolayı uygulanması mümkün görünmemektedir. Üstelik plan gereğince Azerbaycan’ın topraklarının bir kısmında hâkimiyeti yitirmesi kabul edilecek bir öneri değildir.

Yukarıda anlattığımız tüm olaylardan da anlaşılacağı üzere tarihte ilk kez bağımsız bir devlet olma yolunda olan Ermenistan, Dağlık Karabağ sorunu sürecinde ne tarihsel ne de uluslararası platformda bir haklılığı bulunmayan, hiçbir hukuki tutarlılığı ve dayanağı olmayan mesnetsiz iddia ve gerekçelerle Dağlık Karabağ’ı ilhak sürecine girişmiştir. Ayıca birçok ülkenin taraf olduğu Devletler Genel Hukuku ilkeleri ile bu ilkelerin görüşüldüğü karar mercilerinin uluslararası platformlarda aldığı birçok kararı da tanımamıştır. Tüm bunların yanı sıra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinden doğan insani durum, kişi hak ve hürriyetlerini de ihlal etmiş, alenen nefret ve savaş suçu işleyerek sivil ölümlere yol açmıştır. Dünyanın gözü önünde yaşanan tüm bu menfi durumlara rağmen Dağlık Karabağ’ın işgal durumu halen sürmekte ve dönem dönem yükselen tansiyonla kısa süreli çatışmalar yaşanmaktadır. Konu yetkili uluslararası örgütler ve ilgili devletlerce Devletler Genel Hukuku ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi nezdinde süratle çözüme kavuşturulmalı ve de ileride yaşanılabilecek olası çatışma ile hak ihlallerinin önüne geçilmelidir.

 

 

 

  • Aliyev, Toğrul, Dağlık Karabağ Sorunu ve Uluslararası Örgütler.  Ankara–2006, s.7.-9. ulus
  • Sayılan, Murat Onur, 1988 – 95 ARASI DAĞLIK KARABAĞ SORUNU.  Ankara–2007 , s.6. ulus
  • MUSTAFAYEV, Beşir , SOVYETLER DÖNEMİNDE RUSYA’NIN DAĞLIK  KARABAĞ POLİTİKASI. Karadeniz Araştırmaları, 2013, Sayı 39, s.61-62- ulus     
  • Abbas KARAAĞAÇLI, İşgal Altındaki Dağlık Karabağ Sorunu uiportal.net/isgal-altindaki-daglik-karabag-sorunu.html, 15 Mayıs 2012,s.3.-4. ulus

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir