Kapat

Dağlık Karabağ Sorununun Tarihsel Kökenleri

Anasayfa
Tarih Dağlık Karabağ Sorununun Tarihsel Kökenleri

SSCB’nin dağılmasının ardından Kafkaslar, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da birçok yeni devlet kurulmuş ve bu devletlerin yanı sıra hali hazırda özerk statüsü bulunan bazı devletler ise bağımsızlaşmıştır. Tabi bu bağımsızlaşma ve yeni bir devlet olma süreçleri içerisinde birçok menfi olay da yaşanmıştır. SSCB’den ayrılarak bağımsızlaşan devletlerden ikisi olan Azerbaycan ve Ermenistan da yukarıda bahsettiğimiz menfi durumlardan bir hayli nasibini almış kısa zaman içerisinde Dağlık Karabağ’da çatışmalar başlamıştır. Dağlık Karabağ’da 1990’lı yılların başından bu yana süre gelen ve birçok çatışma, insan hakları ihlalleri, savaş suçu ve benzeri şeylerin ardından uluslararası platformda yapılan birçok müzakere süreci ise tarafların anlaşmazlığına sahne olmuş ve konuya bir çözüm getirilememiştir. Halen çözüme tam manasıyla kavuşturulamayan bu sorun hem jeostratejik hem de Azerbaycan Türkleri ile olan tarihi ve etnik ilişkileri hasebiyle ülkemizin Kafkaslar politikasında yüksek bir öneme haizdir.

 

Günümüzde gelinen noktada sorunun çıkışı, yaşanan süreç ve günümüzde ki pozisyonunun anlaşılması için tarihte biraz geriye gitmek ve olgular üzerinden yorumlar geliştirmek gerekir. Bu minvalden bakarsak, Kafkaslar konumu itibariyle coğrafi keşiflere kadar önemli bir geçiş noktası olması dolayısıyla birçok farklı etnik, kültürel ve dini farklılıklar taşıyan toplumların etki alanında kalmıştır. Bölge Oğuz Türklerinin gelişinden önce uzun bir dönem Perslerin etki alanındadır. 7.yüzyıldan itibaren Kafkaslar ve Asya içlerine doğru İslam’ın yayılmaya başlaması ile Arap coğrafyasının etkisinde kalmış 11. yüzyılda ise bölgeye gelen Oğuz Türklerinin etkisiyle bölge Türk-İslam coğrafyası kimliği kazanmaya başlamıştır. 13.yüzyıldaki Moğol istilası ve akabinde kurulan İlhanlı Devleti ile bu kimlik bir nebze sekteye uğrasa da 15.yüzyılda Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri ile Türk kimliği kazanma sürecine devam etmiştir. 15. yüzyılda Şirvan Şahların Azeri devleti ortaya çıkmıştır. 16.yüzyıl başlarında ise bölgeye Safeviler hakim olmuştur. Bölgedeki Safevi egemenliği iki yüz yıldan fazla sürmüştür. 18. yüzyıl ortalarında ise bölgede 9 Türk hanlığı kurulmuş ve bölge hanlıklar döneminde Türk kimliğini korumuştur. Ayrıca Osmanlı döneminde ise bu hanlıklar varlıklarını devam ettirmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bölge bazı dönemlerde farklı otoritelerce yönetilmiş olsa da ağırlıklı olarak bölgede kurulan 9 Hanlık, Osmanlı ve Osmanlı sonrasında ise Kafkas Türklerinin yönetimi altında bunların dışında ise İslam devletlerinin etkisinde kalmıştır.
Bahsi geçen bölge 1555 Amasya antlaşması ile 1735 Gence antlaşması arasındaki dönemde Osmanlı idaresine, 1735 Gence antlaşması ile 1828 Türkmen Çay antlaşması arası dönemde İran idaresine girmiş, bölge Çarlık Rusya’nın İran’ı yenmesinin ardından imzalanan 1828 Türkmençay Antlaşması sonrası Rus egemenliğinde kalmıştır. I.Dünya Savaşı sonunda ise Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu’nun 15 Eylül 1918 de Bakü’ye girmesiyle  tekrar Osmanlı yönetimine girmiştir. Kısa bir dönem ise İngiliz egemenliği yaşanmış fakat bu egemenlik oldukça kısa sürmüştür. 1918 de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan 1920 de tekrar Rus yönetimi altına girmiş ve özerk bir cumhuriyet olarak varlığını devam ettirmiştir. O dönem Mustafa Kemal Atatürk’ün girişimleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Kafkas hükümetleri ile birçok antlaşma imzalamıştır. Bu antlaşmalar sınırları belirleme ve bir birini tanıma temelli olup birçok konuyu kapsamaktadır. TBMM Hükümeti ile Ermenistan arasında 2 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Barış Antlaşması imzalanmış lakin yürürlüğe girmemiştir. Moskova’da 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması’yla ise taraflar, Türkiye’nin üç Sovyet cumhuriyeti olan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile olan siyasi sınırlarını belirlemiştir. Bu antlaşmanın 3. maddesi ile,  Nahcivan’ın koruyuculuk hakkı üçüncü bir devlete hiçbir zaman bırakılmamak koşulu ile, Azerbaycan’ın koruyuculuğu ve Türkiye’nin garantörlüğüne bırakılarak bölge özerk statü almıştır. 13 Ekim 1921’de imzalanan Kars Antlaşması ile Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki sınırlar kesinleşmiş ve bu devletler Moskova Antlaşması’nı tanımıştır. Aynı zamanda antlaşmanın 5.maddesi Nahçıvan ile ilgili hükümlerini de tekrarlamış ve Nahçıvan Türkiye garantörlüğünde Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olmuştur. Dağlık Karabağ ise 7 Haziran 1923 tarihinden başlayarak, Azerbaycan’a bağlı özerk statülü bir bölge olmuştur. Yukarıda bahsettiğimiz hak iddiaları yaklaşık olarak bu dönemden beri iddia edile gelmiş ve bu iddialar ile bölge 1990’ların ilk yarısında ciddi manada işlenen savaş suçları ve insan hakları ihlalleriyle Azerbaycan’dan koparılmıştır. Bölgedeki Azeri Türkü varlığı ve tarihsel geçmişi en basit anlatımı ile bu şekildedir.

 

Ermeni varlığı açısından bahsedildiğinde ise şüphesiz tarihi iki antlaşma ön plana çıkmaktadır. Bunalar; 1829 da Osmanlı-Çarlık Rusya arasındaki Edirne Antlaşması ve yukarıda bahsi geçen 1828 İran-Çarlık Rusya arasındaki Türkmen Çay antlaşmasıdır. O dönemde İran ve Osmanlıyı yenen Çarlık Rusya her iki antlaşmada da eş güdümlü bir strateji uygulamış ve Edirne antlaşmasıyla Osmanlıyı Kafkaslar politikasından uzaklaştırmış, İran’dan ise Türkmen Çay antlaşmasının 14. ve 15. maddeleri ile dolaylı olarak Güney Azerbaycan’ın iskan politikasını eline almıştır.

 

Bahsi geçen maddeler;

a)14.madde: Rusya’nın tasvip etmediği kişilerin İran tarafından belli bölgelere(Karabağ ve Nahçıvan) yerleşmesine izin verilmeyecektir.

b)15.madde: Güney Azerbaycan’da bulunan ahalinin istedikleri takdirde Rusya’ya taşınabileceklerdir ve bunlara müsait imkanlar yaratılacaktır.

 

İlgili maddeler incelendiğinde bölgede yaşanabilecek herhangi bir göçe Rusya’nın dışında bir ülkenin müdahale yetkisi hukuki olarak tanınmamıştır. Bu antlaşma sonrasında anlaşmadan doğan gücünü kullanan Rusya Kafkasya’da bir Ermeni iskanı başlatmış ve bugünlere kadar gelen sorunun temelini atmıştır. Belirtilen hususta bölgeye 1825-1826’da 18.000, 1828’de 50.000, 1829 Edirne Antlaşması’ndan sonra ise 84.000 Ermeni Karabağ bölgesine yerleştirilmiştir. Belirtilen dönemlerde bölgeye yoğun Ermeni göçü sağlansa da Çarlık Rusya tarafından 1832 yılında yapılan sayımlarda bölge nüfusunun; %64,8’i Türk, %34,8’i de Ermeni olarak kayıtlara geçmiştir. Bu politikanın geliştirilmesinin kısa bir yorumu olarak olası bir zayıflama veya toprak kaybı durumunda hem İran ile hem de Osmanlı ile arasında sadece kültürel ve etnik olarak değil dini açıdan da farklı olan Ermenilerle bir tampon bölge oluşturma politikası düşünülmüş olabilir. Rusya bu uğurda Ermenilere birçok imtiyaz tanımış ve bu şekilde diğer devletler içerisindeki hatırı sayılır bir Ermeni nüfusunu Güney Kafkasya’ya yerleştirmeye başlamıştır. Ayrıca bunun dışında Azeri nüfus ise İran’a göç ettirilmeye zorlanmış ve bölgenin bir Ermeni kimliği kazanması amaçlanmıştır. Yine bir artı parantez olarak Ermeniler 1978 yılında Karabağ’ın yurt edilişini kutlamış ve Karabağ’daki Akdere rayonuna 150.Yıl anıtı dikmişlerdir. Her ne kadar bu anıt sonradan yıkılmış olsa da bununla ilgili görseller ve kayıtlar mevcuttur. Buradaki önemli husus 150 yıl öncesinde imzalanan ve bölgedeki Ermeni iskanını başlatan antlaşmanın isminin dahi bölgenin aidiyet olarak bir Türk bölgesi olduğunun kanıtı olacak şekilde ”Türkmen Çay Antlaşması” olmasıdır. Yine de Rusya’nın tüm çabalarına rağmen 1919’daki İngiliz verileri bölge nüfusunun üçte ikisinin Azeri olduğunu ortaya koymaktadır. Bölgedeki Türk ve Ermeni varlığı tarihsel olarak kabaca bu şekildedir.

 

Yukarıda bölgenin tarihsel ve etnik yapısı ile ilgili bazı noktalar genel çerçevede ifade edilmiştir. Tabi belirtilen minvallerde bölge şu anki politik görünümünü kazanmıştır. Günümüzdeyse yaşanan sorunların ve çatışmaların çözüme kavuşturulması hususunda uluslararası örgütler ve ilgili bazı devletler konu üzerinde çalışmış ve çalışmaktadır. Bu çalışmalar her iki tarafında faydasına olacak biçimde gerçekleştirilirken mümkün mertebe bölgenin tarihi ve etnik geçmişi de göz önünde bulundurulmalı ve çalışmalarda alınan kararlar bölgenin tarihsel dokusuna uygun bir biçimde verilmelidir.

 

Muhammed Emre Yavuz

 

İstanbul Üniversitesi/Siyasal Bilgiler Fakültesi

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Kaynakça;

-Prof. Dr. Şükrü S. Gürel, KARABAG SORUNU ÜZERİNE BİR NOT, s.182.-183.
-ASAL, Uğur Yasin, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü,  Asya’da Güvenlik Sorunları ve Yansımaları, s.59.-62.
-ÖZYILMAZ, Emine Vildan, GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DAĞLIK KARABAĞ. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 15 /2, 2013,s.198.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir