Kapat

Anadolu’da Ahşap Sanatı

Anasayfa
Kültür & Sanat Anadolu’da Ahşap Sanatı

Tarih boyunca ahşap malzemeyi hemen her yerde kullanan Türkler, bu sanatı Anadolu’ya da beraberlerinde getirmişlerdir. Büyük Selçuklular’ın ahşaba büyük önem verdikleri bilinmektedir. Ayrıca Karahanlılar döneminde Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lügati’t-Türk’de ahşap sanatından bahsedildiği de bilinmektedir.

Selçuklu ahşap eserlerine bakıldığında geometrik desenlerin yanı sıra bitkisel motifler, yazı ve çok az da olsa farklı figürlere rastlanmaktadır. Bitkisel motiflerde çizgilerin meydana getirdiği kıvrık dallar bezemenin esasını oluşturmaktadır. Anadolu Selçuklular’da Rumili bezeme en üst düzeye ulaşmış yıldız, sekizgen, altıgen, dörtgen ve daire gibi geometrik bölmelerin oluşturduğu bir sistem içerisinde Rumiler tam ve yarım palmetler (yelpaze şeklinde kabartma desen) olarak kullanılmıştır. O dönemlerde kullanılan motiflerin zenginliği başlayış ve bitiş noktalarının olmayışı, çizgilerin çokluğu insanı hayretler içinde bırakmaktadır.

Osmanlı döneminde ahşap sanatı, diğer sanat kollarına paralel olarak birçok bölgesel etkileri de içine alarak zenginleşen bir çeşitlilik gösterir. Bazen mimaride sütun ve sütun başlığı, kiriş gibi taşıyıcı bir öğe; bazen kapı ve pencere kanatları, mihrap, minber, tavan göbeği, balkon korkuluğu gibi dekoratif amaçlı yapı elemanları ya da rahle, Kur’an ve cüz mahfazası, çekmece, kavukluk, çeyiz sandığı, sehpa gibi mobilya ve aksesuar olarak karşımıza çıkar.

Osmanlı’da ahşap ustaları zanaatkar zümresi altında “neccar” olarak adlandırılırdı. Bu zanaatkarlar, özellikle Anadolu’da gelişen ahşap süsleme tekniklerini büyük bir ustalıkla her çeşit ağaca uygulamışlardır. Ahşap ustalarının ağaç türlerini iyi tanıdıkları, kullandıkları yer ve tekniklere en uygun malzemeyi seçtikleri, ahşabın dayanıksız bir malzeme olmasına karşın günümüze gelebilen eserlerden anlaşılmaktadır. Teknik ve işlenişe uygun olarak tercih edilen hammaddeler ceviz, elma, armut, sedir, meşe, abanoz ve gül ağacıdır.

Ahşap Sanatında Kullanılan Teknikler

1) Kündekari tekniği: Daha çok kapı kanatlarında ve minberlerin yan aynalıklarında kullanılan kündekari tekniği, en özgün ve zor bir işçilik gerektiren tekniktir. Bu teknik geometrik şekillerin birbirine çatma yani geçme usulü ile bağlanmasıyla oluşturulur. Ahşap parçalar ve oluklu ahşap kirişler iç içe geçirilerek yapıştırıcı ve çivi kullanılmadan birbirine bağlanır. Parçalar birbirine geçme olduğundan ağaç kuruduğunda ufalıp ayrılmaması için satıhların altında bir de ahşap iskelet bulunur. İlk örneklerinin XII. yüzyılda Mısır, Halep ve Anadolu olmak üzere üç merkezde birbirine paralel olarak geliştiği görülür.

2) Yalancı kündekari: Minber, kapı ve pencere kepenklerinde çokça rastlanılan bu teknik, çakma ve kabartmalı, çatma ve yapıştırmalı olmak üzere kendi içinde farklılıklar gösterir. Bu teknikte sekizgen, altıgen gibi geometrik şekillerden oluşan ahşap blokların yan yana getirilerek oluşturulduğu görülmektedir. Geometrik şekilleri meydana getiren ahşap bloklar arasındaki çıtalar ya çiviyle ya da yapıştırıcı ile tutturulur. Daha kaba olan ve işçiliği daha az olan bu teknikle oluşturulan eserlerde ahşap kuruduğunda aralarda zamanla yarıklar oluştuğu görülür.

3) Düz satıhlı (yüzey) derin oyma tekniği:Bu teknikte motifler ahşap yüzeyinden derin oyma ile belirtilmiş ve detayları işlenmemiştir.

4) Yuvarlak satıhlı derin oyma tekniği: En çok kullanılan bu teknikte rölyefler yuvarlak engebeli bir zemin üzerine işlenmektedir. Kitabelerde, yazılarda çok değişik örnekleri görülmektedir.

5) Çift katlı rölyef tekniği: Düz satıhlı derin oyma tekniği ile yuvarlak satıhlı derin oyma tekniğinin birlikte kullanıldığı bu teknikte ahşap yüzeyde altlı üstlü iki kat motif olduğu görülür. Yazı ve kitabelerde çok rastlanır.

6) Ajur tekniği: Ahşap malzemenin üzerine çizilen motiflerin aralarının boşaltılmasıyla yapılan bu tekniğin en güzel örnekleri minber korkuluklarında görülür.

7) Ahşap üzerine boyama tekniği: Ahşap cami ve mescitlerin sütun başlıkları, konsollar, tavan, saçak, sandıklar ve mahfil kirişlerinde bu tekniği görmek mümkündür. Bugün çoğu aşınmış ve silinmiş olan bu boyalı süsleme genelde aşı boyası ile yapılırdı. Çeşitli renklerde simetrik bir düzen içinde lotus, palmet, Rumi, rozet ve nar çiçekleri kalem işi olarak işlenmiştir.

RUMİ: Süslemede önemli bir yeri olan Rumi her devirde, her üslupta taşta, çinide, kumaşta, madende, tezhipte ve ahşapta kullanılmıştır. Rumi motifi XV.ve XVI. yüzyıllarda ortaya konan sanat eserlerinde en gelişmiş haliyle göze çarpar. Ruminin zaman zaman dizilişindeki farklılıkların yanı sıra, desen içinde kullanılış maksadı ve yüklendiği vazifesi de farklıdır.

 

 

Cihat ŞEN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir